<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/">
    <channel>
        <title>Denizli Haber Son Dakika | Denizli Muhabir - SAĞLIK</title>
        <description>Denizli&#039;den güncel haber bulabileceğiniz internet gazetesi Denizli Muhabir. Son dakika Denizli haberleri için bizi takip edin.</description>
        <link>https://www.denizlimuhabir.com</link>
        <language>tr</language>
        <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 18:06:01 +0300</pubDate>
                                <item>
                <title>&#039;Mobil Sigara Bırakma Aracı&#039; Sahada</title>
                                    <description>Denizli İl Sağlık Müdürlüğü, tütün kullanımının azaltılması ve sağlıklı yaşamın teşvik edilmesi amacıyla yenilikçi bir uygulamayı hayata geçirdi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların desteğe kolayca ulaşabilmesi için özel olarak tasarlanan 'Mobil Sigara Bırakma Aracı' hizmete sunuldu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şehrin İşlek Noktalarında Birebir Destek</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Valilik bahçesinde düzenlenen törenle hizmete giren mobil araç, belirlenen takvim doğrultusunda Denizli'nin yoğun noktalarında ve ilçelerinde konuşlanacak. Araçta, tütün bağımlılığı tedavisi konusunda eğitim almış sertifikalı bir uzman hekim ve sağlık personeli görev yapacak. Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlar, aracı ziyaret ederek karbonmonoksit ölçümü yaptırabilecek; muayene, birebir danışmanlık, tedavi ve takip hizmetlerinden ücretsiz faydalanabilecek.</span></p>

<figure class="text-center my-4"><img alt="'Mobil Sigara Bırakma Aracı' Sahada" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/04/4-69cf50aa9e60f.jpg" width="1200" />
<figcaption class="mt-2 text-sm text-gray-600 italic">'Mobil Sigara Bırakma Aracı'</figcaption>
</figure>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vali Köşger: "Hizmeti Sahaya Taşıyoruz"</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk ve il protokolünün katıldığı törende, Vali Köşger aracın anahtarını görevli Uz. Dr. Gülten Yılmaz’a teslim etti. Projenin önemine değinen Vali Köşger, "Sigara bırakma hizmetlerini sahaya taşıyan bu mobil araç ile ne kadar insanımızın hayatına dokunabilirsek o kadar mutlu oluruz. Özellikle ulaşım imkânı kısıtlı vatandaşlarımıza doğrudan ulaşılması açısından büyük bir kazanım. Dumansız bir hava sahası ve sağlıklı bir toplum için tüm vatandaşlarımızı bu hizmetten faydalanmaya davet ediyorum," dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İl Sağlık Müdürü Öztürk: "Sigarayı Bırakmak Mümkün"</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tütün kullanımının önlenebilir ölümler arasında hâlâ ilk sırada yer aldığını vurgulayan İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, doğru destekle bu bağımlılıktan kurtulmanın mümkün olduğunu belirtti. Öztürk, "Tütün kullanımı kanser, kalp-damar ve solunum yolu hastalıkları gibi ciddi sorunlara yol açıyor. İl merkezi ve 10 ilçemizde toplam 22 sigara bırakma polikliniği ile hizmet veriyoruz. Mobil aracımız sayesinde daha fazla kişiye ulaşarak bu süreçte vatandaşlarımıza profesyonel destek sunacağız," şeklinde konuştu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/04/mobil-sigara-birakma-araci-sahada_69cf50b1a87b0.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK,DENİZLİ GÜNCEL</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/mobil-sigara-birakma-araci-sahada/67225</link>
                <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 08:27:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>PAÜ Hastanesinden Hayati Kanser Uyarısı</title>
                                    <description>Erken teşhis hayat kurtarır prensibiyle açıklama yapan Prof. Dr. Gamze Gököz Doğu, kanserle mücadelede bilimsel tedavi ve farkındalığın önemine dikkat çekti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;">HABER MERKEZİ</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gamze Gököz Doğu, 1–7 Nisan Kanser Haftası kapsamında toplumun bilinçlenmesi adına kritik uyarılarda bulundu. Kanser vakalarının günümüzde artış gösterdiğini belirten Doğu, erken tanının tedavi başarısındaki anahtar rolünü vurguladı.</span></p>

<figure class="text-center my-4"><img alt="PAÜ Hastanesinden Hayati Kanser Uyarısı" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/04/kanser-69cdf6aac2e6f.jpg" width="1200" />
<figcaption class="mt-2 text-sm text-gray-600 italic">Prof. Dr. Gamze Gököz Doğu</figcaption>
</figure>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bilgi Kirliliği Tedaviyi Aksatıyor</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kanserle mücadelede en büyük engellerden birinin bilimsel dayanağı olmayan yöntemler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğu, bilgi kirliliğinin hastaları etkin tedavilerden uzaklaştırdığını belirtti. Hastaların kanıta dayalı tıptan kopmaması gerektiğini söyleyen Doğu, toplumdaki farkındalık düzeyinin artırılmasının hayati önem taşıdığını dile getirdi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Erken Teşhis ve Sosyal Dayanışma</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her bireyin düzenli tarama programlarına katılması gerektiğini hatırlatan Doğu, belirtiler konusunda bilinçli olmanın zaman kazandırdığını ifade etti. Kanserin sadece tıbbi değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal bir süreç olduğunu belirten Prof. Dr. Doğu, hastaların bu yolculukta yalnız hissetmemesinin ve toplumla birlikte hareket edilmesinin mücadeleyi güçlendireceğini ekledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/04/pau-hastanesinden-hayati-kanser-uyarisi_69cdf697a1ab3.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/pau-hastanesinden-hayati-kanser-uyarisi/67202</link>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:53:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bipolar Bozuklukta Toplum Ruh Sağlığı Vurgusu</title>
                                    <description>PAÜ Hastaneleri Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Sorumlu Hekimi Prof. Dr. Ayşe Nur İnci Kenar, 30 Mart Dünya Bipolar Günü vesilesiyle önemli bilgiler paylaştı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px">HABER MERKEZİ</p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Halk arasında manik depresif bozukluk olarak bilinen bipolar bozukluğun sosyal ve bireysel yaşamda işlevsellik kaybına yol açabildiğini belirten Prof. Dr. Kenar, merkezin bu süreçteki rehberlik rolüne dikkat çekti. İyileşme sürecinin üretkenlikle desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Kenar, hastaların toplumsal hayata katılımını önemsediklerini ifade etti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Merkezde Sunulan Terapi Çeşitleri</span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">PAÜ bünyesindeki merkezde uzman bir kadro eşliğinde çok yönlü destek programları yürütülüyor. Psikologlar, vaka yöneticileri ve halk eğitimi öğretmenleri kontrolünde gerçekleştirilen faaliyetler şunlardır:</span></p>

<ul>
	<li style="margin-bottom: 11px;"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Psikoeğitim ve grup psikoterapileri</span></strong></li>
	<li style="margin-bottom: 11px;"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">El uğraş ve drama terapisi seansları</span></strong></li>
	<li style="margin-bottom: 11px;"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Halk oyunları eğitimleri</span></strong></li>
</ul>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu eğitimlerin temel amacı, bireylerin karşılaştıkları güçlüklerle baş etme becerilerini geliştirerek toplumda üretken bireyler olarak yer almalarını sağlamaktır.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şizofreni Hastalarına da Hizmet Veriliyor</span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Ayşe Nur İnci Kenar, merkezin sadece bipolar bozukluk değil, benzer zorluklar yaşayan şizofreni hastalarına da kapılarının açık olduğunu belirtti. Üretkenliğe giden bu yolculukta destek almak isteyen tüm bireyleri merkeze davet eden Kenar, dayanışmanın iyileştirici gücüne vurgu yaptı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/bipolar-bozuklukta-toplum-ruh-sagligi-vurgusu_69cb4a8280556.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/bipolar-bozuklukta-toplum-ruh-sagligi-vurgusu/67168</link>
                <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 07:13:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>“Nasıl Olsa Konuşur” Demeden Önce… Uzmandan Uyarı</title>
                                    <description>Konuşmayı öğrenme sürecinin kelime söylemekle sınırlı olmadığını vurgulayan Öğr. Gör. Nebahat Şen, dil gelişiminin duygusal gelişimle  ilerlediğini ifade etti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;">HABER MERKEZİ</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Öğr. Gör. Nebahat Şen, çocuklarda konuşma gelişiminin yalnızca kelime üretiminden ibaret olmadığını belirterek, dil gelişimindeki belirgin gecikmelerin erken dönemde fark edilmesinin çocuğun sosyal, duygusal ve akademik gelişimi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.</span></p>

<figure class="text-center my-4"><img alt="“Nasıl Olsa Konuşur” Demeden Önce… Uzmandan Uyarı" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/3-69c9eea2b216c.jpg" width="1200" />
<figcaption class="mt-2 text-sm text-gray-600 italic">Öğr. Gör. Nebahat Şen</figcaption>
</figure>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Dil gelişimi çok yönlü bir süreçtir”</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocukların konuşmayı öğrenme sürecinin yalnızca kelime söylemekle sınırlı olmadığını vurgulayan Öğr. Gör. Nebahat Şen, dil gelişiminin bilişsel süreçler, sosyal etkileşim ve duygusal gelişimle birlikte ilerlediğini ifade etti. Şen, “Her çocuğun gelişim hızı farklıdır ancak konuşma becerilerinin belirli aşamalar doğrultusunda ortaya çıkması beklenir. Bu doğal ilerlemenin belirgin biçimde gerisinde kalınması konuşma gecikmesi olarak değerlendirilmelidir” dedi. Ebeveynlerin çoğu zaman geç konuşmanın bireysel bir farklılık mı yoksa gelişimsel bir gecikme mi olduğunu ayırt etmekte zorlandığını belirten Şen, konuşma gelişiminin temel basamaklarının bilinmesinin süreci doğru değerlendirmede önemli olduğunu ifade etti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Konuşma gelişiminin belirli basamakları vardır”</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaşamın ilk aylarında iletişimin ağlama ve ses çıkarma yoluyla başladığını belirten Şen, zamanla agulama ve hece tekrarlarının ortaya çıktığını söyledi. Yaklaşık bir yaş civarında anlamlı kelimelerin kullanılmasının beklendiğini ifade eden Şen, ikinci yaşa doğru iki kelimelik ifadelerin oluştuğunu, üç yaş civarında cümle yapılarının belirginleştiğini ve dört yaşına gelindiğinde çoğu çocuğun kendini anlaşılır biçimde ifade edebildiğini belirtti. Bu aşamalar arasında küçük farklılıkların doğal olduğunu ancak bazı basamakların hiç ortaya çıkmamasının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Sadece az konuşmak değil, iletişim biçimi de önemlidir”</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Konuşma gecikmesinin yalnızca kelime sayısının az olmasıyla sınırlı olmadığını belirten Şen, bir yaş civarında anlamlı kelimelerin görülmemesi, iki yaşında iki kelimelik ifadelerin oluşmaması ve üç yaşına rağmen konuşmanın büyük ölçüde anlaşılmaz olmasının önemli göstergeler arasında yer aldığını söyledi. Bunun yanı sıra iletişim kurma isteğinin sınırlı olması, söyleneni anlama ile ifade etme becerileri arasında belirgin fark bulunması, jest ve mimik kullanımının azlığı ve sosyal etkileşimden kaçınma gibi durumların da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Erken destek gelişimi hızlandırabilir”</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Erken çocukluk döneminin dil gelişiminin en hızlı ilerlediği ve beyin gelişiminin en esnek olduğu süreç olduğuna dikkat çeken Şen, bu dönemde sağlanan uygun desteklerin konuşma becerilerinde önemli ilerlemeler sağlayabildiğini söyledi. “Gecikmenin kendiliğinden düzeleceği düşüncesi bazı çocuklarda sürecin uzamasına neden olabilir. Erken fark edilen gecikmeler çocuğun iletişim becerilerini ve özgüven gelişimini destekler” diyen Şen, konuşma güçlüğü yaşayan çocuklarda ilerleyen dönemlerde sosyal çekingenlik ve akademik zorlanmalar görülebileceğini belirtti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Günlük iletişim dil gelişiminin en güçlü destekçisidir”</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Çocukların konuşma gelişiminin büyük ölçüde günlük etkileşimlerle desteklendiğini vurgulayan Şen, ebeveynlere çocuklarıyla sık konuşmalarını, yapılan etkinlikleri sözel olarak anlatmalarını, birlikte kitap okumalarını ve oyun oynamalarını önerdi. Çocuğun çıkardığı seslere karşılık verilmesinin ve iletişim çabalarının desteklenmesinin önemli olduğunu belirten Şen, çocuğun yerine konuşmak ya da sürekli düzeltmek yerine sabırlı ve cesaretlendirici bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini ifade etti. Öğr. Gör. Nebahat Şen, her çocuğun gelişim sürecinin kendine özgü olduğunu hatırlatarak, çocukların başkalarıyla kıyaslanmadan bireysel ilerlemelerinin dikkate alınmasının sağlıklı gelişim açısından önemli olduğunu vurguladı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/nasil-olsa-konusur-demeden-once-uzmandan-uyari_69c9ee900c29c.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/nasil-olsa-konusur-demeden-once-uzmandan-uyari/67157</link>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 06:24:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>KANSER YAŞ TANIMIYOR</title>
                                    <description>Kanser artık yaşlılık hastalığı olmaktan çıkıp gençlerin geleceğini tehdit eden toplumsal bir sorun haline geldi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;">HABER MERKEZİ</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Araştırmalar, işlenmiş gıda tüketimindeki artış, hareketsiz yaşam, obezite ve beslenme alışkanlıkları gibi faktörlerin genç bedenleri savunmasız bıraktığını kanıtlıyor. 15-39 yaş aralığındaki gençler ve genç erişkinlerde özellikle kolorektal, meme, tiroid, lenfoma, melanom ve testis kanserlerinde ciddi bir yükseliş mevcut.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gençlerde görülen bu kanser türlerinin en riskli yanlarından birinin hücrelerin birincil odaktan koparak merkezi sinir sistemine yayılması olduğunu belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Beyin ve omurga, bu metastazların en kritik hedef noktaları arasında yer alıyor. Beyin metastazı şiddetli baş ağrısı, ani görme kayıpları, denge bozuklukları ve nöbetlerle kendini gösterebilir. Erken fark edilmediğinde, hastanın yaşam kalitesini ve bilişsel fonksiyonlarını tehdit edebilir” açıklamasında bulundu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><img alt="KANSER YAŞ TANIMIYOR" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/5-69c9ec8d643d7.jpg" width="1200" /></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gençlerde ve genç erişkinlerde görülen kanser vakalarındaki bu artışın tek bir nedene bağlanamayacağını hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Modern yaşamın getirdiği yaşam tarzı değişiklikleri ve beslenme alışkanlıklarındaki dönüşüm temel faktörler arasında görülüyor. Bunun yanı sıra çevresel maruziyetler de hastalık riskini tetikliyor. Gençlerdeki bu artış grafiğinde tıptaki teknolojik gelişmeler de önemli bir rol oynuyor. Erken tanı yöntemlerindeki iyileşmeler sayesinde vakalar artık çok daha hızlı tespit edilebiliyor” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tanıdaki en büyük engel: "Gençtir, bir şeyi yoktur" düşüncesi</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gençlerde kanser artışındaki en büyük problemlerden birinin semptomların sıklıkla göz ardı edilmesi olduğunu dile getiren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Gençlerin enerjik yapısı, ciddi belirtilerin basit yorgunluklar veya geçici hastalıklarla karıştırılmasına neden olarak tanı gecikmelerine yol açıyor. Oysa vücudun verdiği sinyalleri gençlik enerjisiyle maskelemek, hastalığa yayılma fırsatı tanıyor. Gençlerin kendi vücutlarındaki değişimlere karşı sergileyeceği bilinç düzeyi tedavinin başarı şansını doğrudan etkiliyor” şeklinde konuştu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gençlerde kanserin yayılım gösterdiği noktalar arasında omurganın hayati bir yer tuttuğunu hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Merkezi sinir sistemi tutulumları arasında omurga metastazlarına sanılandan daha sık rastlanıyor. Bu nedenle gençlerde görülen, istirahatle geçmeyen ve ağrı kesicilere yanıt vermeyen şiddetli sırt, bel veya boyun ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı” uyarısında bulundu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kanserle mücadele sadece tıbbi bir süreç değil</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Genç yaş grubundaki hastalar için kanserin sadece bir sağlık sorunu değil, yaşamın en aktif döneminde verilen zorlu bir sınav olduğunun altını çizen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Gençler ve genç erişkin hastalar, eğitim ve kariyer planlarının kesintiye uğraması, ağır psikolojik yükler ve uzun dönemli tedavi yan etkileriyle baş başa kalıyor. Hastalık sonrası hayatta kalım sürecinde ise sosyal hayata adaptasyon ve iş gücüne yeniden katılım, en az tıbbi tedavi kadar kritik bir önem taşıyor” açıklamasında bulundu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Erken tanı önemli</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gençlerdeki kanser vakalarındaki artışının bireysel değil, toplumsal bir sağlık problemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Göçmen, “Yaşa uygun tarama programlarının geliştirilmesi, psikososyal destek ağlarının örülmesi ve eşit sağlık hizmeti sunulması bu tablonun değişmesi için çok önem taşıyor. Genç yaşta görülen kanserler nadir değil. Erken farkındalık, doğru tanı ve kişiye özel tedavi yaklaşımları ile bu tabloyu gençlerin lehine çevirmek mümkün” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/kanser-yas-tanimiyor_69c9ec1ad0cae.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/kanser-yas-tanimiyor/67156</link>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 05:53:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Denizli Türkiye&#039;nin En Fazla Kilo Veren İkinci İli Oldu</title>
                                    <description>Sağlık Bakanlığı&#039;nın kampanyasında 35 bin kilo veren Denizli, İstanbul&#039;un ardından Türkiye ikincisi olarak sağlıklı yaşamda büyük başarı sağladı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px">HABER MERKEZİ</p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Denizli, Sağlık Bakanlığı'nın "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyasında büyük bir başarıya imza attı. Şehir, toplamda 35 bin 113 kilogram kilo kaybı ile İstanbul’un ardından Türkiye genelinde ikinci sırada yer aldı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlık Bakanlığı tarafından yaklaşık 10 ay önce başlatılan kampanya kapsamında Türkiye genelinde 10 milyon vatandaşın ölçümleri yapıldı. Bu süreçte 211 bin kişi ideal kilosuna kavuşurken, Denizli’deki 7 bin 235 danışan toplamda 35 bin kilogramdan fazla zayıflayarak kenti zirveye taşıdı. Listede İstanbul birinci, Denizli ikinci, Van ise üçüncü oldu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><img alt="Denizli Türkiye'nin En Fazla Kilo Veren İkinci İli Oldu" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/33-69c4e7f24d48b.jpg" width="1200" /></p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlıklı Hayat Merkezlerinden Ücretsiz Destek</span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Denizli İl Sağlık Müdürü, kampanyadaki başarının vatandaşların sağlıklı yaşama verdiği önemi gösterdiğini belirtti. Sağlıklı Hayat Merkezleri'nde (SHM) sadece diyet listesi verilmediğini, kişiye özel beslenme ve fiziksel aktivite danışmanlığı sunulduğunu vurgulayan yetkililer, bu hizmetlerin tamamen ücretsiz olduğunu hatırlattı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şehirde bulunan Pamukkale 1 Nolu, Merkezefendi 1 Nolu ve Acıpayam Sağlıklı Hayat Merkezleri; diyetisyenlerden fizyoterapistlere kadar geniş bir kadroyla kronik hastalıklar ve obeziteyle mücadele etmeye devam ediyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/denizli-turkiyenin-en-fazla-kilo-veren-ikinci-ili-oldu_69c4e7e49670b.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/denizli-turkiyenin-en-fazla-kilo-veren-ikinci-ili-oldu/67102</link>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Nesil Statü Göstergesi Longevity</title>
                                    <description>Biyolojik yaş artık yeni lüks. Longevity akımıyla yaşlanmayı yönetmek ve hücresel onarım ön planda. 2026&#039;nın statü göstergesi eşyalar değil, sağlıklı yaş almak.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Modern dünyada lüks kavramı el değiştiriyor. Artık sahip olunan pahalı eşyalar değil, hücresel düzeyde korunan "biyolojik yaş" yeni statü göstergesi kabul ediliyor. 2026 yılı itibarıyla sağlıklı yaşam pazarını domine eden Longevity akımı, yaşlanmayı kaçınılmaz bir son yerine yönetilebilir bir biyolojik proje olarak ele alıyor. Bu anlayış, geçen yılları durdurmayı değil, yaşam süresini en yüksek verimle optimize etmeyi hedefliyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hücresel Düzeyde Bilinçli Tercihler</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Biyolojik saati yavaşlatma arayışı, günümüzde biohacking ve fonksiyonel beslenme disiplinleriyle derinlik kazanıyor. Bilinçli tüketiciler artık sadece kalori hesabı yapmak yerine mitokondri sağlığını destekleyen süper gıdalara ve sirkadiyen ritme uyumlu modellere odaklanıyor. Şehirli insan için bir ürünün sadece tadı veya fiyatı değil, hücresel düzeydeki etkisi ve üretim sürecindeki radikal şeffaflık öncelikli gündem maddesi haline gelmiş durumda.</span></p>

<figure class="text-center my-4"><img alt="Yeni Nesil Statü Göstergesi Longevity" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/21-1-69c4be6d631e0.jpg" width="1200" />
<figcaption class="mt-2 text-sm text-gray-600 italic">Biyolojik Yaşı Yönetmek</figcaption>
</figure>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaşam Rutinlerinde Köklü Değişim</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Longevity devrimi günlük alışkanlıklarımızı temelden değiştiriyor. Formda kalma çabasının yerini DNA hasarını minimize etme ve metabolik esneklik kazanma stratejileri alıyor. Aralıklı oruç uygulamaları, kişiselleştirilmiş beslenme protokolleri ve bağırsak mikrobiyotasını koruyan temiz içerikler, biyolojik saati yavaşlatmak isteyenler için standart uygulamalar haline geliyor. Bireyler, genetik yapılarına en uygun içerikleri seçerek yaş alma sürecini bilinçli bir şekilde yönetiyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bilinçli Yaş Alma Yaklaşımı</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzman Diyetisyen Azize Tavaslı Tura, bu dönüşümü bedene hak ettiği değeri veren "pro-aging" yaklaşımı olarak tanımlıyor. Tura, meselenin sadece yaşlanmamak değil, her yaşta dinç kalabilmek olduğunu vurguluyor. Vücudun inflamasyon seviyesini düşük tutan gıdaların ve hücresel stresi azaltan doğal seçimlerin, kronik yaş ilerlese de biyolojik olarak genç kalmayı mümkün kıldığını belirtiyor. Tabağımızdaki her besin, hücrelerimize gönderilen bir onarım talimatı niteliği taşıyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/yeni-nesil-statu-gostergesi-longevity_69c4be50ac59d.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/yeni-nesil-statu-gostergesi-longevity/67098</link>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanseri Anlatırken Kansere Yakalandı</title>
                                    <description>Merkezefendi KETEM bünyesinde yıllardır kanserle mücadele eden ve vatandaşları taramalara yönlendiren Dr. Muammer Durak&#039;a kolorektal kanser teşhisi konuldu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px">HABER MERKEZİ</p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Denizli Merkezefendi Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) hekimlerinden Dr. Muammer Durak, meslek hayatı boyunca binlerce kişiye erken teşhisin önemini anlattı. Ancak "bende olmaz" demeden düzenli taramalarını sürdüren deneyimli hekim, 2025 yılındaki rutin kontrollerinde kolon kanseri olduğunu öğrendi. Hiçbir belirti yaşamamasına rağmen testleri ihmal etmeyen Durak, erken teşhis sayesinde tedavi sürecine hızla başlayarak sağlığına kavuştu.</span></p>

<figure class="text-center my-4"><img alt="Kanseri Anlatırken Kansere Yakalandı" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/33-69c141c07ad8d.jpg" width="1200" />
<figcaption class="mt-2 text-sm text-gray-600 italic">Dr. Muammer Durak</figcaption>
</figure>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Belirti Yoksa Bile Tarama Şart</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sağlık Bakanlığı bünyesinde 35 yıldır hekimlik yapan Dr. Durak, 2019 ve 2023 yıllarındaki testlerinin temiz çıktığını ancak 2025 yılındaki gaitada gizli kan testinin pozitif sonuç verdiğini belirtti. Hastalığın bazen sinsi ilerlediğini vurgulayan Durak, "Kanser olduğumu öğrenip ilk şoku atlattıktan sonra kemoterapi ve ameliyat süreçlerini yaşadım. Şu an fiziksel olarak gayet iyiyim ve işimin başındayım. Artık süreci sadece bir hekim olarak değil, bu yolu yürümüş bir hasta olarak anlatıyorum" dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kolon Kanseri Taraması Hayat Kurtarıyor</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye genelinde kolorektal kanser taramalarının 2 yılda bir ücretsiz ve pratik şekilde yapıldığını hatırlatan Dr. Durak, risk faktörlerini de sıraladı. İstemsiz kilo kaybı, dışkılama alışkanlıklarında değişiklik ve ağrı gibi şikayetlerin önemli olduğunu ancak hiçbir belirti olmasa dahi taramaların aksatılmaması gerektiğini ifade etti. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmanın riski azalttığını belirten deneyimli doktor, "Erken teşhis hayat kurtarır" uyarısını yineledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/kanseri-anlatirken-kansere-yakalandi_69c1415d7853c.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK,DENİZLİ GÜNCEL</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/kanseri-anlatirken-kansere-yakalandi/67053</link>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 16:29:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>AŞIRI EKRAN KULLANIMI HAFIZAYI VE DİKKATİ NASIL ETKİLİYOR?</title>
                                    <description>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, dijital demans kavramına dikkat çekerek özellikle çocuklar ve gençler için önemli riskler barındırdığı uyarısında bulunuyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akıllı Telefonlar, tabletler ve genel internet kullanımı, günlük yaşamın bir parçası haline gelirken kontrolsüz ve uzun süre kullanımı zihinsel sağlık üzerindeki etkileri giderek daha fazla tartışılır oldu. Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, son yıllarda literatürde sık sık yer bulmaya başlayan “dijital demans” kavramına dikkat çekerek özellikle çocuklar ve gençler için önemli riskler barındırdığı uyarısında bulunuyor.</span></p>

<figure class="text-center my-4"><img alt="AŞIRI EKRAN KULLANIMI HAFIZAYI VE DİKKATİ NASIL ETKİLİYOR?" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/8-69bfbfc847e80.jpg" width="1200" />
<figcaption class="mt-2 text-sm text-gray-600 italic">Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan</figcaption>
</figure>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dijital demans; dijital teknolojilerin aşırı ve bilinçsiz kullanımı sonucunda ortaya çıkan, unutkanlık, dikkat dağınıklığı, çoklu görev yapma ve bilişsel işlevlerde zayıflama gibi demans benzeri belirtilerle kendini gösteren bir tablo olarak tanımlanıyor. Yapılan araştırmalar, uzun süreli ekran maruziyetinin bilişsel bozukluk gelişme riskini artırabileceğini ortaya koyuyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan’a göre dijital demans, özellikle akıllı telefonlar ve tabletlerle yoğun vakit geçiren bireylerde görülüyor. Bu kişiler zamanla: unutkanlık, odaklanma güçlüğü, çoklu görev yapamama, yeni bilgileri akılda tutmakta zorlanma gibi belirtiler yaşamaya başlıyor. Bu belirtiler, erken dönem demans semptomlarıyla büyük benzerlik gösteriyor. Özcan, çocuk ve ergenlerin, gelişim çağında olmaları nedeniyle dijital demans açısından en riskli gruplar arasında yer aldığını vurguluyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı ekran kullanımı, kısa süreli hafızayı olumsuz etkileyerek unutkanlığa yol açabiliyor. Uzun süre ekrana maruz kalmak, dikkat sürelerini kısaltırken, görev odaklı çalışmayı da zorlaştırıyor. Psikolog Özcan, dijital cihazların bilgiyi hızlı ve zahmetsiz şekilde sunmasının, bireylerin problem çözme ve eleştirel düşünme gibi derin bilişsel süreçlere yeterince dahil olmamasına neden olabildiğini belirtiyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ekran Süresi Beyni Nasıl Etkiliyor?</span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı ekran kullanımı, kısa süreli hafızayı olumsuz etkileyerek unutkanlığa yol açabiliyor. Uzun süre ekrana maruz kalmak, dikkat sürelerini kısaltırken, görev odaklı çalışmayı da zorlaştırıyor. Klinik Psikolog Özcan, dijital cihazların bilgiyi hızlı ve zahmetsiz şekilde sunmasının, bireylerin problem çözme ve eleştirel düşünme gibi derin bilişsel süreçlere yeterince dahil olmamasına neden olabildiğini belirtiyor. Bu durum sonucunda: eleştirel düşünme becerileri zayıflıyor, yaratıcılık azalıyor, sorun çözme kapasitesi düşüyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ruhsal Değişimler ve Uyku Bozukluklarına Neden Oluyor</span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan; “Dijital cihazlarla uzun süreli temas yalnızca bilişsel işlevleri değil, duygusal dengeyi de etkiliyor. Dijital demansa eşlik eden yaygın sorunlar arasında: ruh hali dalgalanmaları, sinirlilik, artan stres düzeyi yer alıyor. Ayrıca ekranlardan yayılan mavi ışık, uyku düzenini sağlayan melatonin hormonunun salgılanmasını baskılayarak uyku kalitesini düşürüyor.”diyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özcan, “Literatüre giren çalışmalarda çok fazla ekran süresine maruz kalan kişilerin beyninde gri madde ve beyaz madde hacminin değiştiğine, azaldığına ulaşılmıştır. Bu durum ise kişide farklı ruh sağlığı bozukluklarının gelişme olasılığını artırabilir. Yine kişide yeni anıların oluşumunu ve öğrenme yeteneklerini zayıflatabilir.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dijital Demans’dan Korunmak Mümkün mü?</span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, dijital demansı önlemenin en temel yolunun dijital kullanımı kontrol altına almak olduğunu vurguluyor. Bu noktada öne çıkan önerileri Dijital Detoks adımlarından oluşuyor:</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günlük ekran süresi sınırlandırılmalı</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dijital cihazlar için belirli kullanım saatleri oluşturulmalı</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Telefon ve tabletler uyku alanı dışında şarj edilmeli</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu küçük adımlar, dijital cihazlarla sağlıklı mesafe kurmayı kolaylaştırıyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dijital demansı önlemenin bir diğer yolu da beyni aktif tutan faaliyetlere yönelmekten geçiyor: bulmaca çözmek, kitap okumak, yeni bir beceri öğrenmek, dijital destek olmadan hafıza egzersizleri yapmak’da bilişsel rezervi güçlendiriyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan; konsantrasyonu artırmak için aynı anda birden fazla iş yapmak yerine tek göreve odaklanmanın ve akıllı telefonlardaki gereksiz bildirimleri kapatmanın zihinsel yükü azaltarak verimliliği arttırdığına dikkat çekiyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Özcan, tüm çabalara rağmen ekran süresinin azaltılamaması durumunda bunun önemli bir uyarı işareti olduğunu vurguluyor. Dijital cihaz kullanımını kontrol etmekte zorlanan bireylerin psikoterapi desteğine başvurması, sürecin sağlıklı şekilde yönetilmesi açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/asiri-ekran-kullanimi-hafizayi-ve-dikkati-nasil-etkiliyor_69bfbfabadaf1.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/asiri-ekran-kullanimi-hafizayi-ve-dikkati-nasil-etkiliyor/67038</link>
                <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>YÜRÜME MESAFESİNİ GERİ KAZANMAK MÜMKÜN</title>
                                    <description>Bacaklarda uyuşukluk, kas krampları ve ayaklarda boşalma veya takılma hissi ile kendini gösteren dar kanal hastalığı, yaşlılıkta binlerce kişiyi eve hapsediyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><b>Toplumda "yaşlılığın doğal bir sonucu" sanılan bu hareket kısıtlılığının modern tıbbın sunduğu yeni nesil tanı ve tedavi yöntemleriyle bir kader olmaktan çıktığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Her yaş grubunu etkileyebilen dar kanal hastalığının tedavisi mümkün. Doğru müdahale ile 80 yaşındaki bir birey bile ağrısız bir şekilde parkta yürüyüş yapabilir, sosyal hayata geri dönebilir” açıklamasında bulundu.</b></p>

<p class="x" style="text-align:justify"> </p>

<p class="x" style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Omurga, içinden hayati öneme sahip sinirlerin geçtiği koruyucu bir tünel işlevi görüyor. Yaşın ilerlemesine bağlı olarak bu kanalı oluşturan kemik yapılarının kalınlaştığını, bağların sertleştiğini, fıtıkların meydana geldiğini ve bu sürecin sonunda sinirlerin geçtiği kanalın daralarak sinirlerin baskı altında kalmasına yol açtığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Dar kanal, hastanın yürümeye başlamasıyla bacaklarda uyuşma, ağrı, kramp ve boşalma ya da takılma hissi şeklinde kendini gösterir. </p>

<p class="x" style="text-align:justify"> </p>

<p class="x" style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu durumdaki bireyler, genellikle kısa mesafe gittikten sonra bacaklarının ‘gitmediğini’ hissederek durup dinlenme ihtiyacı duyarlar. Dar kanal hastaları için en karakteristik rahatlama yöntemi öne eğilmek veya oturmaktır; hatta market arabasına dayanarak yürümek, kanalı geçici olarak genişlettiği için en konforlu pozisyon olarak kabul edilir. Bu tabloya zaman zaman bacaklarda yanma ve huzursuzlukla seyreden gece krampları da eşlik eder. Hastalık ilerledikçe bacaklarda belirgin kas zayıflığı, sık düşmeler ve nadir de olsa idrar kontrolünde zorlanmalar başlayabilir” dedi.</p>

<p class="x" style="text-align:justify"> </p>

<p class="x" style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><b>Ağır işlerde çalışanlar dikkat etmeli</b></p>

<p class="x" style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dar kanalın doğuştan gelen yapısal darlıklar nedeniyle erken yaşlarda ortaya çıkabilse de temel olarak bir ileri yaş hastalığı olarak kabul edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Hastalığın belirtileri genellikle 60-65 yaş sonrasında belirginleşmeye başlar. Özellikle uzun yıllar ağır işlerde çalışarak beline fazla yük bindirenler ile vücudunda genel kireçlenme eğilimi olan bireyler, kanal daralması açısından en büyük risk grubunu oluşturuyor” diye konuştu.</p>

<p class="x" style="text-align:justify"> </p>

<p class="x" style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><b>Tanıda kritik soru: “Kaç metre yürüyebiliyorsunuz?”</b></p>

<p class="x" style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tanı sürecinin hastanın günlük yaşam kalitesini ölçen "Kaç metre yürüyebiliyorsunuz?" sorusuyla ve detaylı bir tıbbi hikâye ile başladığını paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “İlk aşamada yapılan fizik muayenede refleksler ve olası güç kayıpları titizlikle kontrol edilir. Kesin teşhis için en kritik yöntem olan MR görüntülemesi ile kanalın ne kadar daraldığı ve hangi sinir köklerinin baskı altında olduğu net bir şekilde tespit edilir. Kemik yapıların daha detaylı incelenmesi gereken özel durumlarda ise bilgisayarlı tomografi yöntemine başvurularak tanıyı kesinleştirebiliriz” şeklinde konuştu.</p>

<p class="x" style="text-align:justify"> </p>

<p class="x" style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><b>Ameliyat son seçenek</b></p>

<p class="x" style="text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Her dar kanal hastası için ameliyatın ilk seçenek olmadığını, tedavi sürecinde hastalığın şiddetine göre basamaklı bir yol izlendiğini hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “İlk aşamada uygulanan ameliyatsız çözümler kapsamında omurgaya binen yükü azaltmak için kilo kontrolü sağlanır, bel ve karın kaslarını güçlendiren fizik tedavi programları uygulanır ve sinirlerdeki ödemi azaltarak rahatlama sağlayan epidural enjeksiyonlara başvurulur. Ancak yürüme mesafesinin aşırı kısalması, idrar kaçırma veya bacaklarda ciddi güç kaybı gibi durumların varlığında cerrahi müdahale kaçınılmaz hale gelir. Cerrahi süreçte, mikrocerrahi yöntemlerle siniri sıkıştıran dokuların temizlendiği ‘dekompresyon’ yani kanal genişletme işlemi uygulanırken, omurgada kayma tespit edilen vakalarda vida sistemleri ile stabilizasyon sağlanır” dedi.</p>

<p class="x" style="margin-top:16px; text-align:justify"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="line-height:13.8pt"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><b>Dar kanalı önlemenin 7 yolu</b></p>

<p style="margin-bottom:7px; margin-left:48px; text-align:justify; text-indent:-18.0pt"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">·       <b>Hareket edin:</b> "Ağrım olacak" korkusuyla hareketsiz kalmak kas kaybını hızlandırır. Uzman kontrolünde düşük tempolu, kısa ama sık yürüyüşler yapın.</span></p>

<p style="margin-bottom:7px; margin-left:48px; text-align:justify; text-indent:-18.0pt"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">·       <b>Yüzün:</b> Yüzme ve su içi egzersizler, yer çekimini ortadan kaldırarak omurga üzerindeki baskıyı en aza indirir ve kanal hastaları için en ideal spor kabul edilir.</span></p>

<p style="margin-bottom:7px; margin-left:48px; text-align:justify; text-indent:-18.0pt"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">·       <b>Doğru ayakkabıyı seçin:</b> Darbe emici özelliği olan, topuğu destekleyen ortopedik ayakkabılar yürüyüş konforunuzu doğrudan artırır.</span></p>

<p style="margin-bottom:7px; margin-left:48px; text-align:justify; text-indent:-18.0pt"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">·       <b>Baston veya yürüteç kullanmaktan çekinmeyin:</b> Eğer denge kaybı yaşıyorsanız yardımcı araç kullanmak düşme riskini azaltarak kalça kırığı gibi daha ağır tabloların önüne geçer.</span></p>

<p style="margin-bottom:7px; margin-left:48px; text-align:justify; text-indent:-18.0pt"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">·       <b>Evde kendinize göre düzenlemeler yapın:</b> Ev içindeki takılmaya sebep olacak halıları ve eşyaları kaldırın. Özellikle banyo gibi ıslak zeminlere tutunma barları ekleyerek hareket güvenliğinizi sağlayın.</span></p>

<p style="margin-bottom:7px; margin-left:48px; text-align:justify; text-indent:-18.0pt"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">·       <b>Kilo verin:</b> Fazla olan her bir kilo, daralan kanaldaki sinirlere binen ekstra basınç demektir. Sağlıklı bir diyetle omurganızı hafifletin.</span></p>

<p style="margin-bottom:7px; margin-left:48px; text-align:justify; text-indent:-18.0pt"><span style="font-size:18px;"><span style="background:white"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">·       <b>Düzenli kontrol yaptırın:</b> Bacaklardaki uyuşma veya güçsüzlük hissi arttığında ‘yaşlılıktandır’ demeyip bir beyin cerrahına başvurarak durumun seviyesini takip edin.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/yurume-mesafesini-geri-kazanmak-mumkun_69bfbe7df044e.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/yurume-mesafesini-geri-kazanmak-mumkun/67037</link>
                <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Mutlu Bir Ağız, Mutlu Bir Hayat Demektir</title>
                                    <description>Dünya Diş Hekimleri Birliği 2026 yılı için belirlediği “Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat” teması kapsamındaki farkındalık çalışmalarıyla dikkat çekiyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">20 Mart Dünya Ağız Sağlığı Günü ile genel bir farkındalık yaratmak istediklerini belirten Türk Diş Hekimleri Birliği de (TDB) toplum sağlığı için çalıştıklarını vurgulayarak konuyla ilgili bir açıklama yayımladı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağız ve diş sağlığının toplumun tüm kesimlerinde anlaşılır, erişilebilir ve sürdürülebilir bir yaklaşımla ele alınmasını önemsediklerini dile getiren TDB yetkilileri, “Bu çerçevede yıl boyunca eğitim faaliyetleri ve toplumsal farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Dijital platformlar ve sosyal medya aracılığıyla koruyucu ağız ve diş sağlığına ilişkin bilimsel içerikler üreterek geniş kitlelere ulaşmayı hedefliyoruz. </span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yürütülen çalışmalarla, koruyucu ağız ve diş sağlığı uygulamalarının günlük yaşamın doğal bir parçası haline gelmesi amaçlanmaktadır. Aynı zamanda ağız ve diş sağlığının yalnızca bireysel bir konu değil, önemli bir halk sağlığı alanı olduğu bilinciyle; ilgili kamu kurumları ve paydaşlarla iş birliği geliştirilmekte, çok yönlü ve sürdürülebilir projeler hayata geçirilmektedir” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">GÜNLÜK ALIŞKANLIKLAR BELİRLEYİCİ OLUYOR</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağız ve diş sağlığının korunmasında günlük alışkanlıkların temel unsurlar olduğuna da dikkat çeken TDB yetkilileri, şu bilgileri verdi: “Günde en az iki kez florürlü diş macunuyla dişlerin fırçalanması düzenli ağız bakımının temelini oluşturur. Bununla birlikte beslenme alışkanlıklarıyla, ağız ve diş sağlığı arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. </span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ş</span><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">ekerli ve asitli gıdaların sık tüketimi ağız sağlığını olumsuz etkilerken; dengeli ve sağlıklı beslenme, koruyucu ağız sağlığı uygulamalarını desteklemektedir. Ağız ve diş sağlığı yalnızca fiziksel sağlıkla sınırlı değildir; bireyin psikolojik iyilik hali, özgüveni ve sosyal yaşamı üzerinde de doğrudan etkilidir. Sağlıklı bir ağız ve gülümseme yaşam kalitesini artırırken; ağız ve diş sağlığı sorunları fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir”</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TDB yetkilileri son olarak, şunları söyledi: “Mutlu bir ağız, mutlu bir hayat anlayışıyla toplumun tüm kesimlerini düzenli ağız bakımı alışkanlıkları edinmeye, dengeli beslenmeye ve periyodik dişhekimi kontrollerini ihmal etmemeye davet ediyoruz”</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-demektir_69bfbd8e3a060.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/mutlu-bir-agiz-mutlu-bir-hayat-demektir/67036</link>
                <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip virüsünün bulaşma hızına dikkat</title>
                                    <description>Uzman Dr. Murat Yaycı,  dolaşan grip virüsünün mutasyona uğramış yeni bir virüs olduğunu ve bahar aylarında da bulaşıcılığını devam ettirdiğini söyledi.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dr. Murat Yaycı, “ Özellikle risk grubundaki bireylerin grip belirtilerini ciddiye alması ve erken dönemde antiviral tedavi için sağlık profesyonellerine başvurması büyük önem taşıyor” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her yıl dünya genelinde yaklaşık 3–5 milyon kişiyi etkileyen grip, yılda 250 ila 500 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olabiliyor. Çoğunlukla damlacık yoluyla bulaşan hastalıkta, öksürme ve hapşırma sırasında havaya yayılan virüslü damlacıklar, kısa sürede çevredeki kişilere bulaşabiliyor. Atabay Medikal Direktörü Uzman Dr. Murat Yaycı, “Bu sezon dolaşan grip virüsü mutasyona uğramış yeni bir virüs. Bu nedenle belirtilerin daha şiddetli seyretmesinin yanı sıra bulaş hızı da artabiliyor. Özellikle Ocak ayından itibaren Türkiye’de yaygın bir şekilde görülmeye başlayan influenza virüsü bahar aylarında da görülmeye devam edecektir” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Grip virüsünün bulaşma hızına dikkat çeken Dr. Murat Yaycı, “Öksürme ve hapşırma sırasında virüs içeren çok sayıda damlacık etrafa yayılır. Bu damlacıklarla temas eden kişilere hastalık kolayca bulaşabilir. Bu nedenle grip belirtileri ortaya çıktığında hastaların hekim kontrolünde erken antiviral tedaviye başlaması büyük önem taşıyor. Özellikle risk grubundaki bireyler grip belirtilerini hafife almamalı” diye konuştu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Riskli gruplarda koruyucu önlemler tedavi kadar önemli</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzman Dr. Murat Yaycı, grip hastalığının daha ağır seyredebildiği risk gruplarını; yeni doğanlar ve 5 yaşından küçük çocuklar, 65 yaş ve üzerindeki bireyler, gebe kadınlar, astım, kalp hastalığı veya akciğer hastalığı gibi kronik hastalığı bulunan kişiler, aşırı obez bireyler, bağışıklık sistemi zayıf olanlar, bakım evlerinde yaşayan bireyler olarak sıraladı. Murat Yaycı, “Bu gruplarda grip hastalığı zatürre gibi ciddi komplikasyonlara neden olabiliyor. Risk grubundaki kişiler için koruyucu önlemler en az tedavi kadar önemli. Eğer bu gruplardan biri grip hastasıyla yakın temas etmişse, yaklaşık 10 gün boyunca koruyucu antiviral tedavi önerilebilir. Grip belirtileri görüldüğünde ise zaman kaybetmeden bir sağlık profesyoneline başvurmak, ciddi sonuçların önlenmesinde önemli rol oynuyor” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/grip-virusunun-bulasma-hizina-dikkat_69be281964fa0.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/grip-virusunun-bulasma-hizina-dikkat/67027</link>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 08:07:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan Bayramında Sağlıklı Beslenmenı̇n İpuçları...</title>
                                    <description>Uzman Diyetisyen Cansu Kahraman, Ramazan ayı boyunca tutulan orucun ardından gelen bayramda aşırı derecede tatlı tüketmenin zararlarından bahsetti.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyetisyen Cansu Kahraman, Ramazan ayında vücudun belli bir beslenme düzenine alıştığını ve bayramla birlikte aşırıya kaçmadan dengeli şekilde beslenmenin önemli olduğunu dile getirdi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramda ölçülü beslenmek gerektiğini ifade eden Kahraman, “ Bayramda özellikle hazımsızlık, mide yanmaları ve bağırsak problemleri oldukça artmaktadır. Bunun nedeni öğün düzensizliği ve öğünlerde yağlı ve şekerli yiyeceklerin artmasıdır. Bu durumlara engel olabilmek için bayramda ölçülü ve sık aralıklarla beslenilmelidir. Oruç sonrası normal beslenme düzenine geçişte yüksek yağlı ve karbonhidrat içerem yiyeceklerden uzak durmak gerekir. Bayram sabahı hafif bir kahvaltı yapmayı tercih edebilirsiniz.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peynir, yumurta gibi protein ağırlıklı ürünler yiyebilirsiniz. Yarım simit, 2 dilim ekmeğe eşdeğerdir ve ölçülü tüketmek gerekir. Kahvaltıda yeşillikler, domates, salatalık, kapya biber gibi sebzeleri tüketmek lif alımını artırır ve tok kalmada faydalı olur.Yağlı, kızarmış, hamur işi ve şekerli yiyecekler yerine meyve, çiğ kuruyemiş grubu da tok tutar ve sağlıklıdır” diye konuştu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><br />
<span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TATLILARI ÖLÇÜLÜ TÜKETİN</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan Bayramında baklava gibi şerbetli tatlıların da aşırıya kaçmadan tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Cansu Kahraman sözlerini şöyle sürdürdü: “Günde 1 veya 2 porsiyon tatlının fazlasından kaçının. Ara öğün olarak sarma, yoğurt veya bir dilim börek yenebilir. Çikolata yerine hurma, kuru incir, ceviz ikramlık olarak yenebilir. Aşırı ısrara karşı kibarca hayır demeyi bilmek gerekir. Akşam yemeğine çorba ile başlanmalıdır. Çorba daha tok kalmanıza yardımcı olur. Et yemeği, sebze yemeğinin yanına yoğurt ve yeşillikli salata tercih edin. Pirinç pilavı yerine bulgur daha doğru bir seçenek olacaktır. Eğer mutlaka tatlı yemek istenirse sütlü tatlıyı tercih edebilirsiniz. Yoğun tatlı tüketimi su ihtiyacını da artırır. Bu nedenle bol su tüketmeye de dikkat edin. Tatlı veya hamur işi tüketmek tamamen yasak elbette değil; ancak ölçülü tüketim genel sağlığımız için önemlidir. Akşam yemekten 1 buçuk 2 saat sonra yürüyüş yapmak da hazımsızlık şikayeti yaşamamanız için faydalı olacaktır”</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/ramazan-bayraminda-saglikli-beslenmenin-ipuclari_69be230466610.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/ramazan-bayraminda-saglikli-beslenmenin-ipuclari/67026</link>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 07:45:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda “Bir Taneden Bir Şey Olmaz” Demeyin</title>
                                    <description>Ramazan Bayramı’nın vazgeçilmezleri arasında yer alan şeker ve tatlılar, masum görünümlerine rağmen sağlık açısından önemli riskler barındırıyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayram ziyaretlerinde “ayıp olmasın” düşüncesiyle tüketilen tatlılar, fark edilmeden aşırıya kaçılmasına neden olabiliyor. Bayramda tüketilen her tatlının fark edilmeden sağlığı riske atabildiğini söyleyen Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Göktuğ Sarıbeyliler şekerin yalnızca diyabet hastaları için değil herkes için sınırlandırılması gerektiğine dikkat çekiyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan Bayramı’nda kurulan sofralarda tatlılar ve şekerli ikramlar her zamanki gibi başrolde yer alıyor. Ancak gün boyu yapılan ziyaretlerde sık sık tatlı tüketmek, farkında olmadan günlük şeker alımının ciddi ölçüde artmasına neden olabiliyor. Özellikle şerbetli tatlılar; yüksek şeker ve yağ içeriğiyle kısa sürede fazla kalori alımına yol açarken, bayram boyunca kontrolsüz bir beslenme düzeninin oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Bu ise beraberinde çeşitli sağlık sorunlarını getirebiliyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünya Sağlık Örgütü’ne göre günlük alınan kalorinin en fazla yüzde 10’unun şekerden gelmesi önerilirken, ideal oranın yüzde 5’inaltında olması gerektiği belirtiliyor. Bu da günlük tüketimde en fazla küçük bir porsiyon tatlıya denk geliyor. Ayrıca tercih edilen tatlının daha az ve mümkünse doğal şeker içermesi önem taşıyor Central Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Göktuğ Sarıbeyliler, toplumda yaygın olan “şeker yalnızca diyabet hastalarını ilgilendirir” algısının yanlış olduğuna dikkat çekerek, sağlıklı bireylerin de şeker tüketimini sınırlandırması gerektiğini vurguluyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şekerin Vücut Üzerindeki Etkileri</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aşırı şeker tüketimi, vücutta birçok sistemi olumsuz etkileyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzman Dr. Göktuğ Sarıbeyliler bu etkileri şöyle sıralıyor: “Kanda yağ oranını artırarak damar tıkanıklığına ve kalp krizi riskine neden olabilir. Kan şekerinde ani dalgalanmalara yol açarak insülin direnci ve Tip 2 diyabete zemin hazırlar. Özellikle işlenmiş gıdalardaki früktoz ve glikoz şurupları karaciğerde yağlanmaya neden olur. Diş minesine zarar vererek çürük oluşumunu hızlandırır. Beyindeki ödül mekanizmasını etkileyerek daha fazla tüketme isteği oluşturur.”</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramda Sağlıklı Tüketim İçin Öneriler</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayramda tatlıdan tamamen uzak durmanın gerekmediğini belirten Uzman Dr. Göktuğ Sarıbeyliler, ölçülü tüketimin önemine dikkat çekerek şu önerilerde bulunuyor: “İkram edilen tatlılarda ‘bir tane daha’ ısrarına karşı nazikçe hayır demeyi öğrenmek gerekiyor. Porsiyonları küçük tutmak, gün içinde su tüketimini artırmak ve mümkünse her gün en az 30dakikalık yürüyüş yapmak dengeyi sağlamaya yardımcı olur.”</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ayrıca tatlı tercihlerine de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Uzman Dr. Göktuğ Sarıbeyliler, “Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli. Tatlı tüketimi sonrasında dişlerin fırçalanması da ağız sağlığını korumak açısından önemli” ifadelerini kullanıyor. Uzman Dr. Göktuğ Sarıbeyliler, bayramın keyfini çıkarırken sağlığı korumanın mümkün olduğunu belirtirken, dengeli ve bilinçli beslenmenin önemine dikkat çekiyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/bayramda-bir-taneden-bir-sey-olmaz-demeyin_69be2231f2136.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/bayramda-bir-taneden-bir-sey-olmaz-demeyin/67025</link>
                <pubDate>Sat, 21 Mar 2026 07:41:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda Sağlıklı Beslenme İpuçları Uzmanından Geldi</title>
                                    <description>Bayramda beslenmeye dikkat! Diyetisyen Cansu Kahraman oruç sonrası aşırı tatlı ve yağlı gıdaların mideyi yorduğunu belirterek sağlıklı geçiş ipuçlarını paylaştı</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;">HABER MERKEZİ</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ramazan ayının sona ermesiyle birlikte başlayan bayram ziyaretleri, beslenme düzeninde ani değişiklikleri de beraberinde getiriyor. Uzman Diyetisyen Cansu Kahraman, oruç sonrası aşırı şekerli ve yağlı gıda tüketiminin sindirim sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratabileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayram Sabahına Hafif Başlangıç Yapın</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücudun Ramazan boyunca belirli bir açlık ve tokluk ritmine alıştığını belirten Kahraman, bayram sabahı protein ağırlıklı ve hafif bir kahvaltının önemini vurguladı. Peynir, yumurta gibi besinlerin yanına eklenen bol yeşillik ve domatesin lif alımını artırarak tokluk süresini uzattığını ifade etti. Hamur işi ve kızartmalar yerine çiğ kuruyemişlerin tercih edilmesi, güne daha enerjik başlamanıza yardımcı olur.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Şerbetli Tatlılar Yerine Sütlü Seçenekler</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bayram ikramlarının vazgeçilmezi olan baklava ve benzeri şerbetli tatlıların tüketiminde ölçünün kaçırılmaması gerektiğini hatırlatan Kahraman, günde 1-2 porsiyondan fazlasının zararlı olabileceğini söyledi. Eğer tatlı yemek isteniyorsa şerbetli ağır tatlılar yerine sütlü tatlıların tercih edilmesi öneriliyor. İkramlarda ise çikolata yerine hurma, kuru incir veya ceviz sunulması daha sağlıklı bir alternatif oluşturuyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akşam Yemeğinde Çorba ve Yürüyüş Formülü</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Akşam öğünlerine mutlaka çorba ile başlanması gerektiğini belirten uzman, bu yöntemin porsiyon kontrolü sağladığını dile getirdi. Pirinç pilavı yerine bulgurun, ağır ana yemeklerin yanına ise mutlaka yoğurt ve salatanın eklenmesi öneriliyor. Yemekten yaklaşık iki saat sonra yapılacak hafif tempolu bir yürüyüş ise bayramda sıkça rastlanan hazımsızlık ve şişkinlik problemlerini önlemede büyük rol oynuyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/bayramda-saglikli-beslenme-ipuclari-uzmanindan-geldi_69bbbea97e798.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/bayramda-saglikli-beslenme-ipuclari-uzmanindan-geldi/66993</link>
                <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>PAÜ Hastanesinde Dev Operasyon</title>
                                    <description>PAÜ Hastanesi’nde 17 santimetrelik dev kitle, Prof. Dr. Ufuk Kutluana tarafından uygulanan ileri endoskopik yöntemle ameliyatsız ve tek parça halinde çıkarıldı.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;">HABER MERKEZİ</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri büyük bir tıbbi başarıya imza attı. Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ufuk Kutluana ve ekibi, kalın bağırsakta tespit edilen 17 santimetrelik dev bir kitleyi ameliyatsız yöntemle temizledi. Normal şartlarda cerrahi müdahale gerektiren bu büyüklükteki lezyon, ileri endoskopik teknikler sayesinde tek parça halinde çıkarıldı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><img alt="PAÜ Hastanesinde Dev Operasyon" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/4-69b91ba7a2e1c.jpg" width="1200" /></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ameliyatsız Çözüm Sağlandı</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Rektum bölgesinde yerleşen ve bağırsak boşluğunun yarısından fazlasını kaplayan kitle, literatürde "lateral spreading tumor" (LST) olarak biliniyor. Prof. Dr. Kutluana, lezyonun derin tutulum göstermemesi üzerine Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD) yöntemini tercih ettiklerini belirtti. Bu yöntem sayesinde hasta, açık cerrahinin getireceği ağır travmalardan ve kalıcı bağırsak torbası (kolostomi) riskinden kurtulmuş oldu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İyileşme Süreci Hızlandı</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Operasyonun ardından hastada herhangi bir komplikasyon gelişmediği açıklandı. Müdahalenin yapıldığı gün beslenmeye başlayan hasta, kısa süreli bir gözlemin ardından taburcu edildi. Uzmanlar, bu tür dev lezyonların tek parça çıkarılmasının hem hastanın konforu hem de patolojik incelemenin sağlığı açısından kritik olduğunu vurguluyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Erken Tanı Hayat Kurtarır</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Ufuk Kutluana, kalın bağırsak kanserlerinin çoğunun poliplerden geliştiğine dikkat çekerek önemli bir uyarıda bulundu. Özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerin düzenli kolonoskopi taraması yaptırmasının hayati önem taşıdığını hatırlatan Kutluana, erken teşhis ile kanser riskinin büyük oranda önlenebildiğini ifade etti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/pau-hastanesinde-dev-operasyon_69b91b9a2ea53.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/pau-hastanesinde-dev-operasyon/66954</link>
                <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağızda Oluşan Enfeksiyonlar Zamanla Tüm Vücudu Etkileyebilir</title>
                                    <description>Dt. Ersin Atinel, diş ve diş eti hastalıklarının kalp ve diyabet gibi hastalıkların yanı sıra hamilelik sürecinde de ciddi sağlık problemlerine neden olabileceğini anlattı</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağız ve diş sağlığının önemine dikkat çeken İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) Başkanı Dt. Ersin Atinel, diş ve diş eti hastalıklarının kalp ve diyabet gibi hastalıkların yanı sıra; hamilelik sürecinde de ciddi sağlık problemlerine neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu.</span></p>

<p style="margin-bottom:13px"> </p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağız ve diş sağlığının yalnızca dişlerin çürümesi veya ağız kokusu gibi sorunlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Atinel, diş eti hastalıklarının bakterilerin kana karışmasına yol açarak kalp hastalıkları, diyabet ve hamilelik süreci üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini söyledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:13px"> </p>

<p style="margin-bottom:13px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">VÜCUTTA İLTİHAPLANMAYA NEDEN OLUYOR</span></strong></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ağızda oluşan enfeksiyonların zamanla tüm vücudu etkileyebildiğini dile getiren Dt. Ersin Atinel, “Diş eti hastalıklarında ağız içinde enfeksiyon oluşur. Bu enfeksiyon nedeniyle diş etleri hassaslaşır ve kanama meydana gelebilir. </span></p>

<p style="margin-bottom:13px"> </p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diş eti dokusunun zayıflaması, bakterilerin kolayca kan dolaşımına geçmesine neden olur. Bu durum vücutta yaygın inflamasyon (iltihaplanma) oluşturur ve birçok organ sistemini etkileyebilir. Ağız sağlığı bozulduğunda özellikle diş eti enfeksiyonları, kalp hastalıkları açısından risk oluşturur. Diş etlerinde oluşan bakteriler kana karışarak damar duvarlarına tutunabilir. Bu durum damar sertliği riskini artırabilir ve damar içinde plak oluşumunu hızlandırabilir” diye konuştu.</span></p>

<p style="margin-bottom:13px"> </p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">DİYABET VE HAMİLELİĞİ DE ETKİLİYOR</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Diyabetle ağız ve diş sağlığı arasında bir ilişki bulunduğunu vurgulayan Dt. Ersin Atinel şu bilgileri verdi: “Diyabet hastalarında kan şekeri yüksek olduğunda bağışıklık sistemi zayıflar. Bu nedenle enfeksiyonlara yatkınlık artar ve diş eti hastalıkları daha kolay gelişebilir. Diş eti hastalıkları da diyabeti olumsuz etkiler. Çünkü ağız içindeki enfeksiyon vücutta iltihabı artırır ve bu durum insülin direncini yükseltebilir. Böylece kan şekeri kontrolü zorlaşır ve diyabetin dengede tutulması daha güç hale gelir.</span></p>

<p style="margin-bottom:13px"> </p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hamilelik sürecinde ise hormonal değişimler nedeniyle diş etleri daha hassas hale gelir. Bu yüzden hamile kadınlarda diş eti kanaması ve iltihabı daha sık görülür. Eğer hamilelik sırasında ağızda ciddi enfeksiyonlar bulunuyorsa, bu enfeksiyonlar vücutta iltihabı artırarak erken doğum ve düşük doğum ağırlığı gibi riskleri yükseltebilir. Ayrıca ağız hijyeninin kötü olması annenin ağız bakterilerinin bebeğe geçmesine neden olabilir ve ilerleyen yaşlarda çürük riskini artırabilir”</span></p>

<p style="margin-bottom:13px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:115%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İZDO Başkanı Dt. Ersin Atinel, son olarak düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve düzenli diş hekimi kontrollerinin, hem ağız sağlığı, hem de genel sağlık açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:13px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/agizda-olusan-enfeksiyonlar-zamanla-tum-vucudu-etkileyebilir_69b7af2f80611.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/agizda-olusan-enfeksiyonlar-zamanla-tum-vucudu-etkileyebilir/66936</link>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Obezitede Avrupa Birincisi...</title>
                                    <description>Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, obezitenin ölümcül sonuçlara neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteyi 21'inci yüzyılın en önemli sağlık problemlerinden biri olarak değerlendirdiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman, obezitenin ölümcül sonuçlara neden olabileceği konusunda uyarıda bulundu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Türkiye'de her 3 kişiden birinin obez olduğunu kaydeden Doç Dr. İsmail Yaman, son çalışmalara göre Türkiye'nin obezitede Avrupa birincisi olduğunu da hatırlattı.</span></p>

<figure class="text-center my-4"><img alt="Türkiye Obezitede Avrupa Birincisi..." class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/6-69b518d91047f.jpg" width="1200" />
<figcaption class="mt-2 text-sm text-gray-600 italic">Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yaman</figcaption>
</figure>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Obezite'nin vücuttaki aşırı yağ birikimi olduğunu dile getiren Yaman, “ Temel olarak vücut kitle indeksinin 30’un üzerinde olması obezite olarak değerlendirilir. Dünya sağlık örgütü obeziteyi 21. yüzyılın en önemli sağlık problemlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Çünkü dünyada yaklaşık 650 milyon obez olduğu öngörülmektedir.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Vücut kitle indeksi 35’in üzerinde iken obeziteye bağlı ek hastalıkları (insülin direnci, diyabet, karaciğer yağlanması, hipertansiyon gibi) olan veya vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan bireylerde obezite cerrahisi hala dünyadaki en başarılı tedavi yöntemidir. Tüp mide ameliyatı tüm dünyada en sık uygulanan ameliyat yöntemidir. Laparoskopik olarak 1999 yılında ilk olarak uygulanmış ve özellikle 2009 yılı sonrasında yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır” diye konuştu.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">OPERASYON BAŞARILI SONUÇLAR VERİYOR</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Tüp mide ameliyatlarının diğer yöntemlere göre daha sık uygulandığını ifade eden Doç Dr. İsmail Yaman, “Bunun birinci sebebi ameliyat süresinin kısa olması dolayısı ile erken dönemde risklerinin çok daha düşük olmasıdır. İkinci de sebebi fizyolojiye uygun bir ameliyat olduğu için uzun dönemde belirgin bir yan etkisinin bulunmamasıdır. Tüp mide cerrahisinde yapılan işlem, midenin yaklaşık yüzde 80-85 küçültülmesidir. </span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bu müdahale üç farklı mekanizma ile çalışır. Midenin açlık hormonu (ghrelin) salgılayan tepe kısmı çıkarılır. Ghrelin miktarı belirgin azaldığı için açlık hissi de belirgin olarak azalır. Mide hacmi 1000-1500 cc’den yaklaşık 100-150 cc’ye düşer. Dolayısıyla az miktarda yemekle tokluk hissi oluşur. GLP, Peptid Y gibi hormonların salınımı artar böylece insülin direnci hastalığında hatta uygun bireylerde tip2 diyabet konusunda tedavi imkanı sağlar” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">UYGUN OLAN BİREYLER AMELİYATA ALINIYOR</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yalnızca bu operasyona uygun olanların tüp mide ameliyatı olabileceğini vurgulayan Yaman, “Ameliyat öncesinde ameliyat olmayı düşünen bireylerle görüşme sağlanarak işlem ve sonrasındaki dikkat edilmesi gereken konularla ilgili ayrıntılı bilgilendirme yapılır. Sonrasında ayrıntılı testler ve konsültasyonlar yapılır. Uygun olan bireyler ameliyata alınır. Ameliyat laparoskopik (kapalı) yöntemle yapılır ve yaklaşık 40 dakika sürer. Ameliyat sonrası iki gece yatış yapılır. Masa başı işi olan bireyler ortalama bir haftada işlerine dönebilirler. Taburculuktan hemen sonra dışarda yürüyüşler başlanabilir. 15. günde basit kol ve bacak egzersizleri başlanabilir. Birinci aydan sonra (her karın ameliyatında olduğu gibi) mekik çekmek ve boks gibi travmaya açık sporlar hariç her tür spor serbesttir” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/turkiye-obezitede-avrupa-birincisi_69b518a156900.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/turkiye-obezitede-avrupa-birincisi/66913</link>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:11:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanlardan Ofis ve Ev Çalışanlarına Kritik Uyarılar</title>
                                    <description>Günümüzde masa başı çalışma düzeni ve uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasıyla birlikte hareketsiz yaşam, sağlık açısından giderek büyüyen bir risk haline geliyor.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzmanlara göre günün büyük bölümünü oturarak geçirmek yalnızca kas-iskelet sistemini değil, dolaşım sisteminden metabolizmaya, ruh sağlığından yaşam kalitesine kadar birçok alanı olumsuz etkiliyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, özellikle ofis ve evden çalışan bireylerin günlük yaşamlarına düzenli hareket ve basit egzersizleri dahil etmelerinin uzun vadeli sağlık sorunlarının önlenmesinde kritik rol oynadığını belirtti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzun Süreli Oturma Vücut Dengesini Bozuyor</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzun süre hareketsiz kalmanın omurga sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, yanlış oturma pozisyonlarının zamanla kas zayıflığına, eklem sertliğine ve duruş bozukluklarına yol açabildiğini söyledi. Özellikle masa başında geçirilen uzun saatlerin bel ve boyun bölgesine binen yükü artırdığını belirten Başkent, hareketsizliğin kasların yeterince çalışmamasına ve dolaşımın yavaşlamasına neden olarak kronik ağrıların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını vurguladı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><img alt="Uzmanlardan Ofis ve Ev Çalışanlarına Kritik Uyarılar" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/6-69b517c1081e9.jpg" width="1200" /></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Boyun, Bel ve Sırt Ağrılarında Artışın Nedeni Hareketsizlik</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bilgisayar ekranına doğru eğilerek çalışmanın ve ergonomik olmayan çalışma ortamlarının boyun, bel ve sırt ağrılarının en önemli nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Başkent, stresin de kasların sürekli gergin kalmasına yol açarak ağrı şikâyetlerini artırdığını belirtti. Bu tür ağrıların ihmal edilmesinin ilerleyen süreçte fıtık, sinir sıkışması ve hareket kısıtlılığı gibi daha ciddi sağlık sorunlarına dönüşebileceğine dikkat çekti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hareketsiz yaşamın yalnızca kas-iskelet sistemiyle sınırlı kalmadığını belirten Başkent, uzun süre oturmanın kan dolaşımını yavaşlattığını, bunun da bacaklarda uyuşma, ödem ve varis riskini artırırken kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebildiğini ifade etti. Metabolizmanın yavaşlamasıyla birlikte kilo alımı, insülin direnci ve tip 2 diyabet riskinin de artabileceğini söyledi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hareketsizlik Ruh Halini ve Verimliliği de Etkiliyor</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzun süre kapalı ortamlarda ve ekran karşısında kalmanın göz yorgunluğu, baş ağrısı ve odaklanma sorunlarına neden olabildiğini belirten Başkent, fiziksel hareketsizliğin stres hormonlarını artırarak yorgunluk, motivasyon kaybı ve ruh halinde olumsuz değişimlere yol açabileceğini ifade etti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Uzmanlar, bu olumsuz etkilerin önüne geçebilmek için gün içinde düzenli aralıklarla ayağa kalkmanın, kısa yürüyüşler yapmanın ve basit esneme hareketleriyle vücudu aktif tutmanın önemine dikkat çekiyor. Başkent’e göre küçük ama düzenli hareket alışkanlıkları, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarının önlenmesine katkı sağlıyor.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Gün İçinde Yapılan Küçük Egzersizler Büyük Fark Yaratıyor</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yoğun iş temposu nedeniyle spor salonuna gitmeye zaman ayıramayan bireyler için gün içinde kısa molalarla yapılabilecek basit egzersizlerin etkili bir çözüm sunduğunu belirten Başkent, boyun ve omuz bölgesini rahatlatan esneme hareketleri, bel bölgesini destekleyen hafif germe egzersizleri ve belirli aralıklarla ayağa kalkarak yapılan kısa yürüyüşlerin kasları aktif tuttuğunu söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, hareketsiz yaşamın oluşturduğu risklere karşı atılacak küçük adımların bile uzun vadede daha sağlıklı, enerjik ve sürdürülebilir bir yaşamın kapısını aralayacağını vurguladı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/uzmanlardan-ofis-ve-ev-calisanlarina-kritik-uyarilar_69b517c814e2e.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/uzmanlardan-ofis-ve-ev-calisanlarina-kritik-uyarilar/66912</link>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:07:00 +0300</pubDate>
            </item>
                                <item>
                <title>Z Kuşağı’nda Genetik Beyin Gerilemesi İddiaları Dayanaksız</title>
                                    <description>Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, son dönemde kamuoyunda tartışılan “Z kuşağında genetik beyin gerilemesi” iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</description>
                                                     <content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Şimşek, mevcut bilimsel literatürde bu yönde güçlü ve tutarlı kanıtlar bulunmadığını vurgulayarak, nesiller arası bilişsel karşılaştırmaların dikkatle ele alınması gerektiğini belirtti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Son zamanlarda Z kuşağına yönelik genetik düzeyde bir bilişsel gerileme yaşandığına dair çeşitli iddialar gündeme geliyor. Ancak bilimsel veriler, tek bir nesle atfedilen kalıcı ve biyolojik temelli bir beyin gerilemesi varsayımını desteklemiyor. Bilişsel kapasite; genetik faktörlerin yanı sıra eğitim, çevresel koşullar, teknolojik etkileşimler ve sosyoekonomik değişkenlerin birlikte şekillendirdiği çok boyutlu bir süreçtir” diyen Prof. Dr. Şimşek, indirgemeci yaklaşımların bilimsel açıdan temkinle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><img alt="Z Kuşağı’nda Genetik Beyin Gerilemesi İddiaları Dayanaksız" class="mx-auto max-w-full h-auto shadow-sm" height="675" src="https://www.denizlimuhabir.com/images/uploads/2026/03/5-69b516cfc83f9.jpg" width="1200" /></p>

<p style="margin-bottom:11px"><strong><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Dijitalleşme Bilişsel Süreçleri Dönüştürüyor”</span></strong></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dijital teknolojilerin yoğun kullanımının dikkat ve bilgi işleme biçimlerinde farklılaşmalara yol açabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Şimşek, bu değişimin tek yönlü bir “gerileme” olarak yorumlanamayacağını belirtti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Hızlı bilgi tüketimi, çoklu görev alışkanlıkları ve ekran temelli etkileşimler; odaklanma süresi ve öğrenme stratejilerinde değişim yaratabiliyor. Bu durum bazı bağlamlarda bilişsel performansın zayıflaması olarak değerlendirilebiliyor. Ancak aynı zamanda hızlı bilgi tarama, dijital problem çözme ve görsel-işitsel uyaranlara uyum sağlama gibi farklı becerilerin gelişmesine de zemin hazırlıyor. Dolayısıyla burada söz konusu olan şey bir gerilemeden ziyade bilişsel örüntülerin dönüşümüdür” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Pandemi ve Eğitim Koşulları Göz Ardı Edilemez”</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Z kuşağına yönelik değerlendirmelerde çevresel ve toplumsal faktörlerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Şimşek, özellikle pandemi sonrası öğrenme kayıplarının ve psikososyal stres faktörlerinin önemine işaret etti.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Uzaktan eğitim deneyimleri, sosyal izolasyon ve değişen öğrenme ortamları, bilişsel performansın hem gelişimini hem de ölçülme biçimini etkileyebilecek unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle nesiller arası karşılaştırmalar yapılırken bağlamsal değişkenleri göz önünde bulundurmak bilimsel bir zorunluluktur” dedi.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><strong><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">“Etiketleyici Söylemler Yerine Destekleyici Yaklaşımlar”</strong></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Toplumsal tartışmalarda gençleri etiketleyen genelleyici söylemlerden kaçınılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Şimşek, çözüm odaklı bir yaklaşım çağrısında bulundu: “Bilimsel veriye dayanmayan genellemeler yerine genç bireylerin bilişsel gelişimini destekleyici politikalar ve eğitim uygulamaları geliştirmeliyiz. Eleştirel düşünme becerilerinin güçlendirilmesi, dikkat yönetimi, okuma alışkanlıklarının teşviki ve dijital okuryazarlık çalışmalarının artırılması bilişsel kapasitenin desteklenmesine önemli katkı sağlayacaktır.”</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:18px;"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, genç nesillerin potansiyelinin doğru analiz edilmesi ve bu potansiyelin uygun eğitim stratejileriyle desteklenmesinin, toplumsal gelişim açısından kritik önem taşıdığını vurgulayarak sözlerini tamamladı.</span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>]]></content:encoded>
                                                    <image>https://www.denizlimuhabir.com/images/media/2026/03/z-kusaginda-genetik-beyin-gerilemesi-iddialari-dayanaksiz_69b516af0ae29.jpg</image>
                                <category>SAĞLIK</category>
                <author>Denizli Muhabir</author>
                <link>https://www.denizlimuhabir.com/z-kusaginda-genetik-beyin-gerilemesi-iddialari-dayanaksiz/66911</link>
                <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
            </item>
            </channel>
</rss>
