Kızıllı Aşireti, Oğuzların, Avşar boyunun bir aşiretidir. Batı Türklerinin ataları olan ve daha sonra “Türkmenler”adıyla anılan Türk topluluğu Oğuzların ilk ana yurdu Ötüken bölgesinde yaşamışlar. Kızıllar, Kuzey Asya Türkmen topluluklarındandır. Hazar denizi kıyıları ile Etrek ırmağından Mangışlak’a kadar uzanan yerlerde uzun süre yaşamışlardır. Bu bölgeler günümüzde Kazakistan'ın Mangistav Eyaleti sınırları içinde bulunmaktadır.
Selçuklular devrinde Tahran, Kazvin, Reşt, Zencan ve Tebriz civarında yaşamaktaydılar. İldeniz hükümdarlarından Arslan Yabgu’ya oğlu Kızıl Bey’e mensup oymaklar oldukları için bu Türkmenlere Kızıl Oğuz Türkleri adı verilmiştir.
Kızıl Oğuzlar, Malazgirt Meydan Muharebesi’nden sonra Kars, Erzurum, Erzincan ve Sivas illerine hakim olarak, Kelkit Vadisi’ni ele geçirmişler. Anadolu Selçukluları’nın son yılları ve son Anadolu Beylikleri döneminde Ankara’ya hakim olan Kızıl Bey de Kızıl Oğuz Türkmenlerindendi. Selçuklu Devleti’nin iskan politikası çerçevesinde Amasya, Tokat, Ankara, Konya, Karaman, Isparta, Balıkesir, Aydın, Bolu, Kastamonu ve Sinop illerine yerleştirilen bu Türkmenler; 1410 yılında Reşadiye ve Mesudiye arasındaki “Kızıl Özenliler Yurdu” olarak anılan bölgede Kızıl Ahmetliler isimli bir beylik kurdular. Beyliğe adını veren de Kızıloğlu Ahmet Bey ve kardeşleriydi. Bunlar Amasya, Sivas, Tokat, Çorum, Samsun, Ordu, Giresun ile Şebinkarahisar’ı ele geçirip Kızılırmak ve Yeşilırmak bölgesine de hakim oldular. 1424 yılında İkinci Murat’ın emriyle Amasya valisi Yörgüç Paşa, Kızıloğlu Ahmet Bey ve ileri gelenlerini Amasya kalesine davet ederek, hepsini ortadan kaldırdı. Kızıl Oğuz Türkmenleri bundan sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağılmışlardır.
XVI. yüzyılda Sis, Tarsus, Maraş, Uluborlu, Eğirdir, Yeni-İl, Zile, Halep, Özer, Antep bölgelerinde yaşayan Kızıllı aşireti, Dulkadirli Türkmenlerini oluşturan ana oymaklardan biriydi. Daha sonraları ise Denizli, Antalya hattına kadar göç etmişler ve Karaman yöresinde bulunan Kızıllı Türkmenleri, Osmanlı'nın iskan politikası nedeniyle Balkanlara gönderilmişlerdir.
Bucak kelimesinin lüğat anlamı; yer, yurt ve ekili yeşil alan anlamınadır. Anadolunun çok yerinde olduğu gibi bir başkasından zarar gören, acınan ve gördüğü zarar karşısında çaresiz olan kişinin yaptığı Allah ocağını bucağını batırsın intizarında da anlaşıılacağı gibi Avşar, Yörük ve Türkmen dilinde Bucak kelimesi yer mahâl anlamındadır. (Ocak, ev, dolayısıyla, bucak kendisine ait üzerinde yaşadığı yer, mekan anlamı Avşar’lardan bir boy Horasan’dan göçüp XI. yüz yılda bugün Suriye toprakları içinde (Beriyye’de) kalan Raka sancağına bağlı olan Tell - Şammar ve Tell-Zivan çevresine gelip, oralarda yerlemeye mecbur edilmişler ve aşiret yarı yerleşik bir şekilde yaşamlarını sürdür- mekteydi. Fakat ; tabii âmiller (Toprak, su, İklim) nedeni ile yüksek ve hava yerlerde yaşamış olan aşiretin yaşam şartlarına ,o Bölgenin havası onlar için hiçte iyi gelmemekteydi.
Çünkü aşırı sıcaktan, genellikle çocuklar sıtma, tifo ve verem (Tuberküloz ) gibi salgın hastalıktan ölmekteydi. (MD, nu.133, s. 387 -388) Buna bir tedbir almayan önce Selçuklu sonra Osmanlı Devleti, onları Arap’la- ra karşı hem kalkan olarak, kullanmak, hemde o bölğelerin Türkleşmesi için, aşireti iskân etmeleri yani yerleşmeleri konusunda zorlamaktaydı. Derdini bir türlü yukarıya anlatamayan aşiretler Tayy, Eneze ve Mevali adlı kâbilelere mensup Arap eşkiya ve soyğun cuların tacizinden ellerindeki mallarından olup, canların bıkmışlardı. (Ferruh Arsunar, Gaziantep Folkloru, s. 44,46,47,164 ) (Ömer Özbaş,Gaziantep dolaylarında Türkmenler ve Baraklar, 1958 s. 30,31,35 )
Zaten fazla bir güce sahip olmayan bu küçük Avşar gurubu,oralarda yaşayamıyacak hale gelmişler ve Halep topraklarından göç etmişlerdir. Bu göçlerden bir kısmı Toros Dağlarının eteklerini takip ederek o günkü adı ile Alâ’iye kazasına, yani bugünkü Alanya’ya göç edip orada Alâ ‘iyye sancağına bağlı, Çönkeri kazasına dahil olan Bucak köyünün temelini atıp orada Bucak Avşarları adını alırlarken (Bk.166 Numaralı Muhaâsebe-i Vilâyet-i Anadolu defteri H: 937/ M : 1530) no. 617. vesikada toplam 48 verği nüfusuna sahiptirler.) diğerleride o bölğeyi toplu olarak terk etmenin yasak olması nedeniy le bölğeyi yavaş yavaş terk edip; Dulkadir Beyliğine bağlı Gaziantep, Maraş ve Elbistan taraflarına göç edip gitmişlerdir.
Zulkadiriye vilâyeti içerisinde, Mar‘aş sancağına bağlı olarak, Andırına nahiyesine bağlı olarak Bucak adı ile bir yerleşim yeri kuran bu mustakil Avşar gurubu, resmi vesikalara geçmesede, Bucak Avşarı olarak tanınmışlardır.
Köklü ve büyük bir askeri güce sahip olmaması nedeniyle adından ve varlığından fazla söz ettiremeyen bu mustakil Avşar oymağının adı hep, resmi vesikalarda Halep Türkmenleri yani Osmanlı kayıtlarında (Dulkadıroğulları Beylğine bağlı Türkmen guruplarından olarak ) « Yörükân-i Haleb veya Yörükân-i Maraş » adıyla tarihte yerini almıştır.
En son olarak Maraş ve Gaziantep yörelerinde yaşamakta olan bu Avşar gurubu askeri, siyasi ve sosyal patlamalar sonuncu, bölge de yaşanan olumsuzluklardan etkilenerek ne yazık ki o bölgeleride terk etmek mecburiyetinde kalmışlar ve çoğunluğu Kayseri, Niğde, Çorum gibi illerin bugünkü toprakları içinde kendilerine göre köy ve mezrala oluşturarak yerleşmişlerdir. Daha sonra yaşadıkları bölgenin coğrafi konumuna göre Yeni- İl idaresine bağlanan Avşar’lara Bucak Avşarı , daha sonra bu bölgede Avşar’ların yoğun olarak yaşadıkları için Avşar Alan veya Avşar Bucağı denilmiştir.
İşte bu yörelerden çeşitli nedenlerle, Anadolu’nun içlerine göçüp yerleşen veya göçer olarak yaşayan Türkmen boylarına gittikleri yörelerde bucak’dan gelen anlamında « Bucak Avşar’ı » denilmiştir.Diğer taraftan bugün Kahraman Maraş iline bağlı olan Bucak ilçesi ve Elbistan yöresi yine bu aşiretin yaşadıkları bölgeydi ve o yörelerde yine bu aşiret mensupları Bucak Avşarları olarak tanınmaktaydı.
Bazı tarihci ve araştırmacıların müstakil Avşar oymakları olarak görüp değerlendirdikleri Bucak Avşar’ları kesin olmamakla beraber Dulkadırlı’ların İmanlu Avşar boylarına mensub olan Kızıl Sultan cemaatından olup, aynı zamanda Halep Türkmenleri olarakta bilinmektedir. Dulkadırlılar arasındaki Avşarlar’ın büyük bir bölümü Maraş, Haleb, Kars (Kozan) ve Yeni il sınırları içinde bulun maktaydı. XVI. yüzyılın birinci yarısında Maraş ili sınırları içinde yaşayan İman’lu Avşarı 27 obadan meydana gelmiştir.
Bu obalar genellikle şahıs adı taşıyan kişiler veya Kethûdalar tarafından idare edilmekteydi. İmanlu Avşarları « Beriyye» yani Suriye çölünde kışlamakta ve Maraş sancağına ait olan muktelif yerlerde yazlamaktaydılar. Daha sonra H : 971 yılda 1563 ve 1564 yılları arasında bir kısmı Adıyama Anteb şehri dolaylarında yerleşirlerken diğer bir kısmıda o yıllarda yaşanan siyasi olaylardan etkilenerek İran’a gitmişler, Osmanlı devleti tarafından dışlanan İmanlu Avşar’ları, İran toprakları içerisinde yeni kurulmakta olan büyük Sefafi devletinin kuruluşunda etkin rol almışlar ve bu boydan bir çokları Safevi devleti yönetim ve askeri kademelerinde çeşitli mevkilere kada gelmişlerdi.
Maraş, Halep, Antep ve Amik ovasında yaşamış Oğuz’ların Avşar olarak bilinen ve bugün Anadolu’nun çeşitli bölğelerinde yaşayan Avşarlar ile genel Türk kültürü ve İslamî yaşam tarzı ile benimseyen farklı mezhepe bağlı olarak diğer Avşar’lardan tamamen ayrıdır. O Avşar’lara benzemeyen Türkmen boyları göçüp gittikleri yörelerde « Bucak Avşar’ları » diye vasıflandırılırlarken, diğer Avşar boyla- rı ise başlarında bulunan beylerinin veya sülâlenin en yaşlısı hatta yiğidini adları ile köyler oluşturup, bugün bu köyler o isimler ile tanınmaktadır. Buradan anlaşılan diğer bir konuda göçer olan aşiretin, bu düz araziler üzerinde yarı yerleşik bir düzene geçerek yaşamış olmalarıdır. Yalınız bu Türkmen’lerde yeni doğan çocuklara Avşar isminin verildiği sıkca görülmektedir. Bu isimlere göre yerlere ve yörelerede Avşar ismi verilmiştir. (Avşar alan gibi.)
Burunören köylüsü aslen Avşar oldukları halde, kendileriniTürkmen olarak bilmektedir. Bugün Burunören köylüsünde olduğu gibi çevre aşiret denilen köylerde doğup büyüyen hemen hepsi Avşar olduklarını baba ve dedelerinden duymadıkları için kendilerinin Avşar olduklarını da bilmemektedirler. Yaban eri kelimesi ise bu aşiret için sıkca kulanıldığı söylenilmez. Yabandan, başka yerden, gelenler veya dağda, bağda bahçede çalışıp evine gelen için bu kelime kullanılır. Er kelimesinin anlamı ile beraber birleştirecek olursak başka yerden, göçerek gelen dağların yiğidi anlamında bir sözdür. fakat; bu kelime Türk’lerin Beğdili oymak ve aşiretinden olanlar için söylenen bir kelimedir. Sivas, Erzincan, Malatya (Karaözü kasabası) ve çevresinde yoğun olarak yaşamaktadırlar. Her ne kadar kendilerini Türkmen saymayıp ayrı görseler de, aşiret ile tarihten gelen kan bağları vardır. Vesselam
Yorumlar
Kalan Karakter: