Metin ALKAN

Metin ALKAN


HAK DİN İSLAMDA , MUHARREF DİNLERDE , BATIL DİNLERDE ORUÇ

03 Mayıs 2020 - 21:38

Rahman vehim olan Allah’ın adıyla
Ramazanın orucu İslâmın beş şartından birisidir ve İslâm şeâirinin büyüklerindendir. Bakara Sûresinin 187. âyetinde belirtildiği gibi; tan yerinde beyaz iplikle siyah iplik ayırt edilinceye kadar yiyip içilen, sonra da geceye kadar tamamlanan bir ibadettir.

Oruç kelimesi, aslen Farsça “rûze”den türemedir. Türkçe’de yansımalı kelimelerin dışında “r” ile başlayan kelime bulunmaz. Bulunan kelimelerin tamamı yabancı kelimedir. Türkçede, özellikle halkın konuşma dilinde, yabancı dillerden geçen kelimelerin başına ses uyumuna uygun bir ses eklenmektedir. Ramazan’a “Iramazan”, Rabbim’e “İrabbim” denmesi gibi. Ruze kelimesi de önce “orûze” daha sonra da oruç şeklini almıştır.

Oruç kelimesinin Arapçası da “savm” demektir. Geri durma, kendini tutma, kendini alıkoyma, perhiz yapma, oruç tutma; aynı kökten türeyen “sıyam” kelimesi “oruç”; “saim” kelimesi de “oruçlu” anlamına gelmektedir. “Savm-ı Davud” kelimesi de; Davud Aleyhisselâma nispetle “bir gün oruçlu olup bir gün oruçsuz olma” demektir.

Orta Asya’dan batıya akın eden Türkler, İslâmiyeti kabul ettikten sonra, karşılaştıkları Fars kültüründen çok derin bir şekilde etkilenmişlerdir. Çok sayıda Farsça kelime Türk diline girdiği gibi, din, sanat, bilim ve devlet yönetimi konusunda da İranlılardan çok şeyler almışlardır. Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemlerinde resmî dilin Farsça olduğu bilinmektedir. Farsça’dan dil, edebiyat, sanat ve bilime kadar birçok alanda 600 yıllık Osmanlıyı bile aşarak günümüze kadar ulaşan derin bir etkilenme söz konusudur. Dinî alanda da; “savm”, “salat” gibi kelimelerin yerine, Farsçası olan “namaz”, “oruç” kelimelerinin Türk kültürü ve dilince benimsenmesi dînî alanda da bu etkinin derin izlerini göstermektedir.

B- İSLÂM DIŞINDAKİ DİNLERDE ORUÇ

Semavî dinlerde orucun önemli bir yeri olduğu gibi, semavî olmayan dinlerde de orucun mevcut olduğu bilinmektedir. Şimdi tespit edebildiğimiz kadarına göz atmaya çalışacağız.

HAK DİNLERDE ORUÇ

1. Hıristiyanlık’ta oruç

Kur’ân’ın bildirdiğine göre oruç, Hıristiyanlara da farz kılınmıştır. Hıristiyanlıkta oruç ve perhiz aynı anlamdadır. Orucun amacı, işlenmiş günahların cezasını bu dünyada çekmeye başlamaktır. İncil, oruca büyük önem verir ve övgüyle bahseder. Hıristiyanlıkta iki çeşit oruç bulunur: Şükran orucu ve kilise orucu. Bu iki çeşit orucu Katolik’ler tutar, Protestanlar tutmaz. Hıristiyanlık, Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günleri ile bazı yortuların arife günlerinde oruç tutmayı teşvik eder. Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın öldükten sonra dirildiğine ve göğe çıkarıldığına inanılan Paskalya’da oruç tutulması önemlidir. Paskalya öncesinde iki gün oruç tutmak dindar Hıristiyanlar arasında yaygındır.

2. Musevîlik’te oruç

Tevrat’ta bazı günlerde oruç tutulması emredilmektedir. Yahudîlikte oruç nefsi terbiye etme ve bazen de acı çekme aracı sayılırken, bazen de Allah’a yaklaşma aracı olarak kabul edilmektedir. Tevrat’a göre, Hz. Musa Tur Dağı’nda 40 gün 40 gece kalmış ve bu süreyi oruç tutarak geçirmiştir. Bazı Müslümanlar da oruçla ilgili âyetler tamamlanmadan önce aynı Yahudîler gibi hareket ederlerdi. Babil döneminde matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulurdu.

Yahudîler, Allah’ın kendilerine felâketler verdiğine inandıkları dönemlerde sürekli oruç tutardı. Yahudîlikte tutulması gerekli görülen tek oruç Yom Kippur adı verilen kefaret orucudur. Yom Kippur İbranicede “tövbe günü” anlamındadır. Yahudîlerin en büyük ibadet günlerinden olan Kippur, 19 Nisan’da başlamakta ve bir hafta sürmektedir. Pesah Bayramı orucu ise, genellikle Hamursuz Bayramından sonra gelen Pazartesi ve Perşembe günleri tutulur. Yahudîler Babil dönüşünden sonra, Kudüs’ün tahrip edilmesi ve diğer felâketler nedeniyle dört ayrı oruç daha ortaya çıkarmışlardır.

3-BATIL DİNLERDE ORUÇ

Budizm, oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm’in kurucusu Buda’ya göre, ne dünyaya bağlanmak, ne de dünyadan vazgeçmek gerekir. Bu amaca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir. Buda’ya göre sonsuz kurtuluşa, yani Nirvana’ya engel olan tek şey arzulardır. Kurtuluş, ancak arzuları terk etmekle sağlanır ve arzulardan kurtulmanın birinci yolu da oruç tutmaktır.

4- Hinduizm’de oruç

Hinduizm’de nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde oruç tutulur. İbadet amacıyla duâların okunduğu günlerde oruç tutulması gerekir. Hinduizm’de oruç, genellikle bazı besinleri belirli bir süre yememe ve perhiz şeklinde tutulmaktadır.

5- Taoizm’de oruç

Taoizm’de oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkmaktadır. Çinliler ayrıca, büyük bayram günleri ile kötülüklerin arttığı dönemlerde de, kendilerini korumak için oruç tutarlar.

6- Brahmanizm’de oruç

Brahmanizm’de her ayın 12. ve 13. günlerinde oruç tutmak gelenektir. Yaşlılar, hastalar ve çocuklar dahi bu oruçtan muaf değillerdir. Bazıları insanî isteklerini yenmek için 15 gün boyunca oruç tutarlar. Bu süre içinde bir yudum sudan başka bir şey yiyip içmeleri orucu bozmaktadır.

7- Jainizm’de oruç

Jainizm’de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. Bu dinin kurucusu Mahavira’nın (M.Ö 599-527)) kendisine işkence yaparak dinde yüksek dereceye ulaşmaya çalıştığı, et ve yumurta yemediği ve hatta ölünceye kadar da oruç tuttuğu rivayet edilmektedir.

8- Maniheizm’de oruç

Maniheizm’de, ışığı gönderen güneş ve aya duâ etmek amacıyla tutulur. Babil ve Asurluların da orucu büyük önem verdiği bilinmektedir. Eski Mısır’da ise oruç genellikle dinî bayramlarda tutulur.
9- Avrupa yerel dinlerinde oruç
Keltler’in oruç tuttuğu, eski Roma ve Yunanlıların da orucu felâketlerden kurtulmak için bir yol olarak kabul ettiği bilinmektedir.

10- Cahiliye devrinde oruç

Cahiliye devri Araplarının Hazret-i İbrahim (a.s.)’den beri aşure günü gibi bazı günlere önem verip oruç tuttukları bilinmektedir. Muharrem ayı ve aşure günü Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudîler tarafından da mukaddes sayılmaktaydı. Peygamberimiz (a.s.m.) Medine’ye hicret ettikten sonra, orada yaşayan Yahudîlerin oruçlu olduklarını öğrenmesi üzerine; “Bu ne orucudur?” diye sordu. Bunun üzerine Yahudîler; “Bugün Allah’ın Mûsâ’yı düşmanlardan kurtardığı ve Firavun’u boğdurduğu gündür. Hazret-i Mûsâ şükür olarak bugün oruç tutmuştur.” dediler. Peygamberimiz; “Biz Mûsâ’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu. Aşure gününde oruç tutulmasını ümmetine de bir vâcip olarak emretti. Peygamberlik vazifesi verildikten sonra da, hicretin 2. yılında, Ramazan ayında 30 günlük oruç farz kılınınca, ümmetini bu orucu tutup tutmamakta serbest bırakmıştır. Ancak Yahudîlere benzememek için Muharremin onuncu gününden bir gün evvel ve bir gün sonra olmak üzere üç gün oruç tutulmasını tavsiye ettiği hadis-i şeriflerle sabittir.

C- İSLÂMDA ORUÇ

1- Kur’ân’da oruç

Bakara Sûresinin 183. âyetinde; “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvaya erersiniz” buyurularak orucun geçmiş toplumlara da farz kılınan evrensel bir ibadet olduğu bildirilmektedir.

Meryem Sûresinin 26. âyetinde; Hz. Meryem’in Hz. İsa’yı dünyaya getirdiğinde tuttuğu ‘susma orucu’ndan; Nisa Sûresinin 92. âyetinde, Mücadele Sûresinin 4. âyetinde, Maide 89. ve 95. âyetlerinde yanlışlıkla adam öldürme, eşini annesine benzetme, hacda tıraşı geciktirme, ihramlı iken av öldürme ve yemin için gereken kefaret oruçlarından bahsedilmektedir.

Bakara Sûresinin 184, 185 ve 187. âyetlerinde de orucun Kur’ân’ın nazil olduğu Ramazan ayında tutulması, tan yerinde beyaz iplikle siyah iplik ayırt edilinceye kadar yiyip içilmesi, sonra da orucun geceye kadar tamamlanması ve çeşitli sebeplerle tutulamayan oruçların kaza edilmesi veya fidyesinin ödenmesi gibi hususlar belirtilmektedir.

2- Hadislerde oruç

Oruçla ilgili birçok Hadis-i Şerif bulunmaktadır. Biz belli başlı birkaç tanesini zikretmekle yetiniyoruz:
a. Adem oğlunun her ameli katlanır. Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu dilediğim gibi mükâfatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti.”
b. Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab’ın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir.
c. Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez. Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.
d. Cumartesi günleri, farz oruçlar dışında oruç tutmayın. Sizden biri, o gün, üzüm çöpünden veya bir ağaç kabuğundan başka (yiyecek) bir şey bulamasa bile onları emip oruç tutmasın.
e. Her şeyin bir zekâtı (temizlenme vasıtası) vardır, cesedin zekâtı oruçtur.
f. Kim yalanı ve onunla ameli terk etmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.
g. Nice oruçlular vardır ki, tuttuğu oruçtan yanına sadece çektiği açlık kâr kalır.
h. Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.
i. Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa, kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “Ben oruçluyum!” desin ve ona bulaşmasın.
j. Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.

3- Risâle-i Nur’da oruç

Ramazan-ı Şerifteki orucun Cenâb-ı Hakk’ın rububiyetine, nefsin terbiyesine, insanın şahsî ve içtimaî hayatına, Allah’ın verdiği sayısız nimetlerin şükrüne bakan pek çok hikmetleri olduğunu söyleyen Bediüzzaman; Sultan-ı Ezelînin zemin yüzünü bir nimet sofrası sûretinde hâlk ederek bütün nimetleri o sofraya dizdiğini, oruçluların da muntazam bir ordu gibi, akşama yakın; “Buyurunuz” emrini bekleyerek Rahmâniyete karşı çok geniş, azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ettiklerini ifade etmektedir. Bu sebeple Bediüzzaman’a göre Ramazan’ın orucu

1. Hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır.
2. Nimetlerin kıymetini derk ettirir.
3. En gafil ve inatçılara, zaafını, aczini ve fakrını hissettirir. Nefs-i emmarenin mevhum rububiyetini kırar. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk ettirir. Firavunluğunu bıraktırıp, tam bir acz ve fakr ile dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya bir arzu hissettirir.

4. Kur’ân’ın nüzul zamanını ve semâvî hitabı güzel karşılamak için Ramazan-ı Şerifte nefsin süflî ihtiyaçlarından ve lüzumsuz hallerden sıyrılarak yeme ve içmenin terkiyle melekiyet vaziyetine benzetir.
5. Ramazan-ı Şerifte amellerin sevabı, bire bindir. Kur’ân-ı Hakîmin, nass-ı hadisle, her bir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Âyetü’l-Kürsî gibi âyetlerin her bir harfi binler; Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir. Leyle-i Kadirde otuz bin hasene sayılır. Evet, her bir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur’ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki, milyonlarla o bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü’minlere kazandırır. Ramazan-ı Şerif adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılat için gayet mümbit bir zemindir. Ve amellerin gelişmesi için, bahardaki nisan yağmurudur. Saltanat-ı rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir.

6. Ramazan-ı Şerif, bu fânî dünyada, fânî ömür içinde ve kısa bir hayatta, bâkî bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır. Bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semerâtını kazandırabilir.
Bediüzzaman, en mükemmel orucun; mide gibi, bütün duygulara, göze, kulağa, kalbe, hayale, fikre ve sair cihazlara da bir nevi oruç tutturmakla olacağını söylemektedir. Bunun yolunun da bu cihazları haramlardan ve boş şeylerden çekmekten, her birisinin kendisine mahsus ubudiyetine sevk etmekten, dili yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmaktan, Kur’ân tilâveti, zikir, tesbih, salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmekten, gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’ân dinlemeye sarf etmekten geçtiğini bilmeyenimiz yoktur.

D- SONUÇ

Ramazan-ı Şerif, bedenini kulluk ve oruçla arındıran insan için; ‘bir gönüle girmenin (a.s.m.)’ en elverişli anıdır. Oruç, namaz gibi, insanın nefsanî olandan arınarak, ruhun daire-i hayatına girmesinin vazgeçilmez bir şölenidir. İnsan, nefsinin istek ve tutkularından arındıkça, ruhun dairesine girmeye başlar, baştan ayağa ruh kesilir ve erdemin, olgunluğun, iyilik ve güzelliğin mekânı olur. Oruçla birlikte insanın ruhu, nefsin köleleştirici zincirlerini kırar ve hakiki mânâda özgürleşme yolunda ilerler.

Orucun hedefi, takva sahibi insan yetiştirmektir. Oruç, kötülükleri emreden nefsi dizginleyen, eğiten, temizleyen, yücelten ve huzura erdiren bir ibadettir. Yalnızca Allah için tutulur ve içerisine riya karışmaz. En güzel sabır eğitimidir. Başkalarını düşündürür, zengin-fakir kaynaşmasını sağlar. Taşlaşmış gönülleri yumuşatır, merhamet duygularını harekete geçirir. Ahlâkı güzelleştirir, insanı olgunlaştırır. Bedeni dinlendirir ve sağlığa kavuşturur.
Ramazan ayı, ibadetlerin yoğunlaştığı rahmet ayıdır. Her mümin Kur’ân’ı anlayarak ve özümseyerek okumalı, gücü nispetinde bu rahmetten daha çok pay almaya çalışmalı ve kulluk kalitesini arttırmalıdır. Allah CC selamı bereketi Rahmeti üzerinize olsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum