Yanılmıyorsam, bundan 7 yıl önce CHP Pamukkale ilçe başkanlığına aday olduğunda görkemli ve iddialı bir kadro ile giren, günlerce konuşma metnini hazırlamak için çabalayan ve nihayet kürsüye çıktığında “Siyasi derdini, CHP’yi anlatmak isteyen dönemin CHP İl başkanı ve şimdiki Büyükşehir Belediye Başkanı Nuri Çavuşoğlu’nun ekibinden Savaş Akman, (şimdi ismi mevzubahis değil) kongre divan başkanı tarafından konuşmalarının kısıtlanmasına tepki göstererek “Faşizan tutum” tepkisi şeklinde eleştiride bulunarak, o dönem anlatmak istediğini anlatamayarak seçimleri kaybedince çok konuşulmuştu.
Aradan geçen zaman zarfında, Savaş Akman’ın haklı olduğunu ortaya koyan “Mutlak Butlan” olayı, geçmişi hatırlatırcasına CHP saflarında viral oldu.
Savaş Akman geçtiğimiz günlerde Sosyal Medya hesabından yaptığı bir açıklamada bu olayı tekrar gündeme taşıyarak, kendisini o tarihlerde eleştirenlere adeta siyaset dersi verdi.
Savaş Akman yazısında; “2019 yılında CHP Pamukkale İlçe Kongresi'nde ilçe başkan adayı olarak kürsüye çıktığımda, konuşma hakkıma getirilen kısıtlamaya itiraz etmiştim. O gün mesele birkaç dakikalık konuşma süresi değildi. Mesele, demokratik bir yarışta adayların eşit söz hakkına sahip olup olmadığıydı.
Yaşananlara tepki olarak "Anlaşılan faşizm bulaşıcı" dediğimde büyük eleştirilerle karşılaştım. Bu sözüm günlerce tartışıldı. Kimileri beni haksız buldu, kimileri haddimi aştığımı söyledi. Hatta seçimi kaybetmemin nedenlerinden birinin bu çıkış olduğu ileri sürüldü.
Bugün ise geçmişe dönüp baktığımda, tartışılması gerekenin benim kullandığım ifade değil, beni o ifadeyi kullanmaya iten anlayış olduğunu düşünüyorum.
Çünkü demokrasi, yalnızca kendisine yakın olanların konuşmasına izin vermek değildir. Demokrasi, farklı düşünenlerin de söz hakkını koruyabilmektir. Demokrasi, çoğunluğun gücünü kullanarak azınlığın sesini kısmak değil, her görüşün kendisini özgürce ifade edebileceği bir ortam yaratmaktır.
Bugün CHP'de yaşanan tartışmalar, parti içi kutuplaşmalar ve birbirini tasfiye etmeye çalışan anlayışlar ne yazık ki yıllar önce dikkat çekmeye çalıştığım sorunun hâlâ var olduğunu göstermektedir. İsimler değişiyor, makamlar değişiyor, gruplar değişiyor; fakat tahammülsüzlük değişmiyorsa ortada yapısal bir problem var demektir.
Benim mücadelem hiçbir zaman kişilerle olmadı. Benim mücadelem anlayışlarla oldu. Çünkü bir siyasi partiyi büyüten şey lidere bağlılık değil, ilkelere bağlılıktır. Partiyi ayakta tutan şey biat kültürü değil, ortak akıldır. Eleştiriyi düşmanlık olarak gören anlayışlar kısa vadede kazanıyor gibi görünse de uzun vadede hem partiye hem de demokrasiye zarar verir.
Bugün hâlâ aynı noktadayım. Bir siyasi partide üyeler özgürce konuşamıyorsa, adaylar kendilerini rahatça ifade edemiyorsa ve farklı düşünenler baskı altında hissediyorsa, orada demokrasi eksikliği vardır. Bu eksikliği dile getirmek ise suç değil, sorumluluktur.
Ben haklı çıkmanın sevincini yaşamıyorum. Çünkü haklı çıkmak, partinin sorunlarının devam ettiği anlamına geliyor. Benim temennim, Türkiye'nin bütün siyasi partilerinde daha fazla demokrasi, daha fazla liyakat, daha fazla katılımcılık ve daha fazla hoşgörünün hâkim olmasıdır.
Çünkü demokrasinin gerçek gücü, en çok alkışlayanın değil, en farklı düşünenin bile korkmadan konuşabildiği yerde ortaya çıkar.
Ve unutulmamalıdır ki; zaman bazen seçimlerin değil, fikirlerin kazananını ortaya çıkarır.” Diyerek, o tarihlerde kendisini eleştirenlere cevap verirken, aynı zamanda satır aralarında da büyük bir ders verdi.
Yorum sizin…
Esen kalın.
Saygılar sunuyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: